Ahzâb Suresi

73 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّٱتَّقِٱللَّهَوَلَاتُطِعِٱلْكَـٰفِرِينَوَٱلْمُنَـٰفِقِينَإِنَّٱللَّهَكَانَعَلِيمًاحَكِيمًا١
Yâ eyyühe-nnebiyyü-tteki-llâhe velâ tüti’i-lkâfirîne velmünâfikîn. inne-llâhe kâne ’alîmen hakîmâ.

Ey peygamber! Allah'tan sakın, inkarcılara ve iki yüzlülere uyma, Allah şüphesiz bilendir, hakim'dir.

وَٱتَّبِعْمَايُوحَىٰٓإِلَيْكَمِنرَّبِّكَإِنَّٱللَّهَكَانَبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرًا٢
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke mir rabbik. inne-llâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ.

Sana Rabbinden vahyolunana uy; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

وَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِوَكَفَىٰبِٱللَّهِوَكِيلًا٣
Vetevekkel ’ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.

Allah'a güven, Allah, vekil olarak yeter.

مَّاجَعَلَٱللَّهُلِرَجُلٍمِّنقَلْبَيْنِفِىجَوْفِهِوَمَاجَعَلَأَزْوَٰجَكُمُٱلَّـٰٓـِٔىتُظَـٰهِرُونَمِنْهُنَّأُمَّهَـٰتِكُمْوَمَاجَعَلَأَدْعِيَآءَكُمْأَبْنَآءَكُمْذَٰلِكُمْقَوْلُكُمبِأَفْوَٰهِكُمْوَٱللَّهُيَقُولُٱلْحَقَّوَهُوَيَهْدِىٱلسَّبِيلَ٤
Mâ ce’ale-llâhü liracülim min kalbeyni fî cevfih. vemâ ce’ale ezvâcekümü-llâî tüzâhirûne minhünne ümmehâtiküm. vemâ ce’ale ed’iyâeküm ebnâeküm. zâliküm kavlüküm biefvâhiküm. vellâhü yekûlü-lhakka vehüve yehdi-ssebîl.

Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.

ٱدْعُوهُمْلِـَٔابَآئِهِمْهُوَأَقْسَطُعِندَٱللَّهِفَإِنلَّمْتَعْلَمُوٓاءَابَآءَهُمْفَإِخْوَٰنُكُمْفِىٱلدِّينِوَمَوَٰلِيكُمْوَلَيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌفِيمَآأَخْطَأْتُمبِهِوَلَـٰكِنمَّاتَعَمَّدَتْقُلُوبُكُمْوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا٥
Üd’ûhüm liâbâihim hüve aksetu ’inde-llâh. feil lem ta’lemû âbâehüm feihvânüküm fi-ddîni vemevâlîküm. veleyse ’aleyküm cünâhun fîmâ ahta'tüm bihî velâkim mâ te’ammedet kulûbüküm. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.

Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.

ٱلنَّبِىُّأَوْلَىٰبِٱلْمُؤْمِنِينَمِنْأَنفُسِهِمْوَأَزْوَٰجُهُٓأُمَّهَـٰتُهُمْوَأُولُواٱلْأَرْحَامِبَعْضُهُمْأَوْلَىٰبِبَعْضٍفِىكِتَـٰبِٱللَّهِمِنَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُهَـٰجِرِينَإِلَّآأَنتَفْعَلُوٓاإِلَىٰٓأَوْلِيَآئِكُممَّعْرُوفًاكَانَذَٰلِكَفِىٱلْكِتَـٰبِمَسْطُورًا٦
Ennebiyyü evlâ bilmü'minîne min enfüsihim veezvâcühû ümmehâtühüm. veülü-l'erhâmi ba’duhüm evlâ biba’din fî kitâbi-llâhi mine-lmü'minîne velmühâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâiküm ma’rûfâ. kâne zâlike fi-lkitâbi mestûrâ.

Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.

وَإِذْأَخَذْنَامِنَٱلنَّبِيِّـنَمِيثَـٰقَهُمْوَمِنكَوَمِننُّوحٍوَإِبْرَٰهِيمَوَمُوسَىٰوَعِيسَىٱبْنِمَرْيَمَوَأَخَذْنَامِنْهُممِّيثَـٰقًاغَلِيظًا٧
Veiz ehaznâ mine-nnebiyyîne mîsâkahüm veminke vemin nûhiv veibrâhime vemûsâ ve’îse-bni meryem. veehaznâ minhüm mîsâkan galîzâ.

Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.

لِّيَسْـَٔلَٱلصَّـٰدِقِينَعَنصِدْقِهِمْوَأَعَدَّلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابًاأَلِيمًا٨
Liyes'ele-ssâdikîne ’an sidkihim. vee’adde lilkâfirîne ’azâben elîmâ.

Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkarcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱذْكُرُوانِعْمَةَٱللَّهِعَلَيْكُمْإِذْجَآءَتْكُمْجُنُودٌفَأَرْسَلْنَاعَلَيْهِمْرِيحًاوَجُنُودًالَّمْتَرَوْهَاوَكَانَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرًا٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-zkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm iz câetküm cünûdün feerselnâ ’aleyhim rîhav vecünûdel lem teravhâ. vekâne-llâhü bimâ ta’melûne besîrâ.

Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.

إِذْجَآءُوكُممِّنفَوْقِكُمْوَمِنْأَسْفَلَمِنكُمْوَإِذْزَاغَتِٱلْأَبْصَـٰرُوَبَلَغَتِٱلْقُلُوبُٱلْحَنَاجِرَوَتَظُنُّونَبِٱللَّهِٱلظُّنُونَا١٠
İz câûküm min fevkiküm vemin esfele minküm veiz zâgati-l'ebsâru vebelegati-lkulûbü-lhanâcira vetezunnûne billâhi-zzunûnâ.

Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.

هُنَالِكَٱبْتُلِىَٱلْمُؤْمِنُونَوَزُلْزِلُوازِلْزَالًاشَدِيدًا١١
Hünâlike-btüliye-lmü'minûne vezülzilû zilzâlen şedîdâ.

İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğratılmışlardı.

وَإِذْيَقُولُٱلْمُنَـٰفِقُونَوَٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌمَّاوَعَدَنَاٱللَّهُوَرَسُولُهُٓإِلَّاغُرُورًا١٢
Veiz yekûlü-lmünâfikûne vellezîne fî kulûbihim meradum mâ ve’adene-llâhü verasûlühû illâ gurûrâ.

İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.

وَإِذْقَالَتطَّآئِفَةٌمِّنْهُمْيَـٰٓأَهْلَيَثْرِبَلَامُقَامَلَكُمْفَٱرْجِعُواوَيَسْتَـْٔذِنُفَرِيقٌمِّنْهُمُٱلنَّبِىَّيَقُولُونَإِنَّبُيُوتَنَاعَوْرَةٌوَمَاهِىَبِعَوْرَةٍإِنيُرِيدُونَإِلَّافِرَارًا١٣
Veiz kâlet tâifetüm minhüm yâ ehle yesribe lâ mükâme leküm ferci’û. veyeste'zinü ferîkum minhümü-nnebiyye yekûlûne inne büyûtenâ ’avratüv vemâ hiye bi’avrah. iy yürîdûne illâ firârâ.

İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" demişti. İçlerinden bir topluluk da Peygamberden: "Evlerimiz düşmana açıktır" diyerek izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi sadece kaçmak istiyorlardı.

وَلَوْدُخِلَتْعَلَيْهِممِّنْأَقْطَارِهَاثُمَّسُئِلُواٱلْفِتْنَةَلَـَٔاتَوْهَاوَمَاتَلَبَّثُوابِهَآإِلَّايَسِيرًا١٤
Velev dühilet ’aleyhim min aktârihâ sümme süilü-lfitnete leetevhâ vemâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ.

Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.

وَلَقَدْكَانُواعَـٰهَدُواٱللَّهَمِنقَبْلُلَايُوَلُّونَٱلْأَدْبَـٰرَوَكَانَعَهْدُٱللَّهِمَسْـُٔولًا١٥
Velekad kânû ’âhedü-llâhe min kablü lâ yüvellûne-l'edbâr. vekâne ’ahdü-llâhi mes'ûlâ.

And olsun ki, daha önce, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.

قُللَّنيَنفَعَكُمُٱلْفِرَارُإِنفَرَرْتُممِّنَٱلْمَوْتِأَوِٱلْقَتْلِوَإِذًالَّاتُمَتَّعُونَإِلَّاقَلِيلًا١٦
Kul ley yenfe’akümü-lfirâru in ferartüm mine-lmevti evi-lkatli veizel lâ tümette’ûne illâ kalîlâ.

De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız."

قُلْمَنذَاٱلَّذِىيَعْصِمُكُممِّنَٱللَّهِإِنْأَرَادَبِكُمْسُوٓءًاأَوْأَرَادَبِكُمْرَحْمَةًوَلَايَجِدُونَلَهُممِّندُونِٱللَّهِوَلِيًّاوَلَانَصِيرًا١٧
Kul men ze-llezî ya’simüküm mine-llâhi in erâde biküm sûen ev erâde biküm rahmeh. velâ yecidûne lehüm min dûni-llâhi veliyyev velâ nesîrâ.

De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O'na karşı kim sizi koruyabilir? Allah'tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız."

قَدْيَعْلَمُٱللَّهُٱلْمُعَوِّقِينَمِنكُمْوَٱلْقَآئِلِينَلِإِخْوَٰنِهِمْهَلُمَّإِلَيْنَاوَلَايَأْتُونَٱلْبَأْسَإِلَّاقَلِيلًا١٨
Kad ya’lemü-llâhü-lmü’avvikîne minküm velkâilîne liihvânihim helümme ileynâ. velâ ye'tûne-lbe'se illâ kalîlâ.

Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.

أَشِحَّةًعَلَيْكُمْفَإِذَاجَآءَٱلْخَوْفُرَأَيْتَهُمْيَنظُرُونَإِلَيْكَتَدُورُأَعْيُنُهُمْكَٱلَّذِىيُغْشَىٰعَلَيْهِمِنَٱلْمَوْتِفَإِذَاذَهَبَٱلْخَوْفُسَلَقُوكُمبِأَلْسِنَةٍحِدَادٍأَشِحَّةًعَلَىٱلْخَيْرِأُولَـٰٓئِكَلَمْيُؤْمِنُوافَأَحْبَطَٱللَّهُأَعْمَـٰلَهُمْوَكَانَذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرًا١٩
Eşihhaten ’aleyküm. feizâ câe-lhavfü raeytehüm yenzurûne ileyke tedûru a’yünühüm kellezî yugşâ ’aleyhi mine-lmevt. feizâ zehebe-lhavfü selekûküm bielsinetin hidâdin eşihhaten ’ale-lhayr. ülâike lem yü'minû feahbeta-llâhü a’mâlehüm. vekâne zâlike ’ale-llâhi yesîrâ.

Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.

يَحْسَبُونَٱلْأَحْزَابَلَمْيَذْهَبُواوَإِنيَأْتِٱلْأَحْزَابُيَوَدُّوالَوْأَنَّهُمبَادُونَفِىٱلْأَعْرَابِيَسْـَٔلُونَعَنْأَنبَآئِكُمْوَلَوْكَانُوافِيكُممَّاقَـٰتَلُوٓاإِلَّاقَلِيلًا٢٠
Yahsebûne-l'ahzâbe lem yezhebû. veiy ye'ti-l'ahzâbü yeveddû lev ennehüm bâdûne fi-l'a’râbi yes'elûne ’an embâiküm. velev kânû fîküm mâ kâtelû illâ kalîlâ.

Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri çöllerde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalar ancak pek az savaşırlardı.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay