Sebe' Suresi

54 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَلَهُٱلْحَمْدُفِىٱلْـَٔاخِرَةِوَهُوَٱلْحَكِيمُٱلْخَبِيرُ١
Elhamdü lillâhi-llezî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi velehü-lhamdü fi-l'âhirah. vehüve-lhakîmü-lhabîr.

Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.

يَعْلَمُمَايَلِجُفِىٱلْأَرْضِوَمَايَخْرُجُمِنْهَاوَمَايَنزِلُمِنَٱلسَّمَآءِوَمَايَعْرُجُفِيهَاوَهُوَٱلرَّحِيمُٱلْغَفُورُ٢
Ya’lemü mâ yelicü fi-l'ardi vemâ yahrucü minhâ vemâ yenzilü mine-ssemâi vemâ ya’rucü fîhâ. vehüve-rrahîmü-lgafûr.

Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوالَاتَأْتِينَاٱلسَّاعَةُقُلْبَلَىٰوَرَبِّىلَتَأْتِيَنَّكُمْعَـٰلِمِٱلْغَيْبِلَايَعْزُبُعَنْهُمِثْقَالُذَرَّةٍفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَلَافِىٱلْأَرْضِوَلَآأَصْغَرُمِنذَٰلِكَوَلَآأَكْبَرُإِلَّافِىكِتَـٰبٍمُّبِينٍ٣
Vekâle-llezîne keferû lâ te'tîne-ssâ’ah. kul belâ verabbî lete'tiyenneküm ’âlimi-lgaybi. lâ ya’zübü ’anhü miskâlü zerratin fi-ssemâvâti velâ fi-l'ardi velâ asgaru min zâlike velâ ekberu illâ fî kitâbim mübîn.

İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."

لِّيَجْزِىَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِأُولَـٰٓئِكَلَهُممَّغْفِرَةٌوَرِزْقٌكَرِيمٌ٤
Liyecziye-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti. ülâike lehüm magfiratüv verizkun kerîm.

Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.

وَٱلَّذِينَسَعَوْفِىٓءَايَـٰتِنَامُعَـٰجِزِينَأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌمِّنرِّجْزٍأَلِيمٌ٥
Vellezîne se’av fî âyâtinâ mü’âcizîne ülâike lehüm ’azâbüm mir riczin elîm.

Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.

وَيَرَىٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَٱلَّذِىٓأُنزِلَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَهُوَٱلْحَقَّوَيَهْدِىٓإِلَىٰصِرَٰطِٱلْعَزِيزِٱلْحَمِيدِ٦
Veyere-llezîne ûtü-l’ilme-llezî ünzile ileyke mir rabbike hüve-lhakka veyehdî ilâ sirâti-l’azîzi-lhamîd.

Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُواهَلْنَدُلُّكُمْعَلَىٰرَجُلٍيُنَبِّئُكُمْإِذَامُزِّقْتُمْكُلَّمُمَزَّقٍإِنَّكُمْلَفِىخَلْقٍجَدِيدٍ٧
Vekâle-llezîne keferû hel nedüllüküm ’alâ racüliy yünebbiüküm izâ müzziktüm külle mümezzekin inneküm lefî halkin cedîd.

İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.

أَفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَمبِهِجِنَّةٌبَلِٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِفِىٱلْعَذَابِوَٱلضَّلَـٰلِٱلْبَعِيدِ٨
Efterâ ’ale-llâhi keziben em bihî cinneh. beli-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati fi-l’azâbi veddalâli-lbe’îd.

İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.

أَفَلَمْيَرَوْاإِلَىٰمَابَيْنَأَيْدِيهِمْوَمَاخَلْفَهُممِّنَٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِإِننَّشَأْنَخْسِفْبِهِمُٱلْأَرْضَأَوْنُسْقِطْعَلَيْهِمْكِسَفًامِّنَٱلسَّمَآءِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّكُلِّعَبْدٍمُّنِيبٍ٩
Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm mine-ssemâi vel'ard. in neşe' nahsif bihimü-l'arda ev nüskit ’aleyhim kisefem mine-ssemâ'. inne fî zâlike leâyetel likülli ’abdim münîb.

Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.

وَلَقَدْءَاتَيْنَادَاوُدَمِنَّافَضْلًايَـٰجِبَالُأَوِّبِىمَعَهُوَٱلطَّيْرَوَأَلَنَّالَهُٱلْحَدِيدَ١٠
Velekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ. yâ cibâlü evvibî me’ahû vettayr. veelennâ lehü-lhadîd.

"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.

أَنِٱعْمَلْسَـٰبِغَـٰتٍوَقَدِّرْفِىٱلسَّرْدِوَٱعْمَلُواصَـٰلِحًاإِنِّىبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ١١
Eni-’mel sâbigâtiv vekaddir fi-sserdi va’melû sâlihâ. innî bimâ ta’melûne besîr.

"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.

وَلِسُلَيْمَـٰنَٱلرِّيحَغُدُوُّهَاشَهْرٌوَرَوَاحُهَاشَهْرٌوَأَسَلْنَالَهُعَيْنَٱلْقِطْرِوَمِنَٱلْجِنِّمَنيَعْمَلُبَيْنَيَدَيْهِبِإِذْنِرَبِّهِوَمَنيَزِغْمِنْهُمْعَنْأَمْرِنَانُذِقْهُمِنْعَذَابِٱلسَّعِيرِ١٢
Velisüleymâne-rrîha gudüvvuhâ şehruv veravâhuhâ şehr. veeselnâ lehû ’ayne-lkitr. vemine-lcinni mey ya’melü beyne yedeyhi biizni rabbihî. vemey yezig minhüm ’an emrinâ nüzikhü min ’azâbi-sse’îr.

Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.

يَعْمَلُونَلَهُمَايَشَآءُمِنمَّحَـٰرِيبَوَتَمَـٰثِيلَوَجِفَانٍكَٱلْجَوَابِوَقُدُورٍرَّاسِيَـٰتٍٱعْمَلُوٓاءَالَدَاوُدَشُكْرًاوَقَلِيلٌمِّنْعِبَادِىَٱلشَّكُورُ١٣
Ya’melûne lehû mâ yeşâü mim mehârîbe vetemâsîle vecifânin kelcevâbi vekudûrir râsiyât. i’melû âle dâvûde şükrâ. vekalîlüm min ’ibâdiye-şşekûr.

Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."

فَلَمَّاقَضَيْنَاعَلَيْهِٱلْمَوْتَمَادَلَّهُمْعَلَىٰمَوْتِهِٓإِلَّادَآبَّةُٱلْأَرْضِتَأْكُلُمِنسَأَتَهُفَلَمَّاخَرَّتَبَيَّنَتِٱلْجِنُّأَنلَّوْكَانُوايَعْلَمُونَٱلْغَيْبَمَالَبِثُوافِىٱلْعَذَابِٱلْمُهِينِ١٤
Felemmâ kadaynâ ’aleyhi-lmevte mâ dellehüm ’alâ mevtih illâ dâbbetü-l'ardi te'külü minseeteh. felemmâ harra tebeyyeneti-lcinnü el lev kânû ya’lemûne-lgaybe mâ lebisû fi-l’azâbi-lmühîn.

Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.

لَقَدْكَانَلِسَبَإٍفِىمَسْكَنِهِمْءَايَةٌجَنَّتَانِعَنيَمِينٍوَشِمَالٍكُلُوامِنرِّزْقِرَبِّكُمْوَٱشْكُرُوالَهُبَلْدَةٌطَيِّبَةٌوَرَبٌّغَفُورٌ١٥
Lekad kâne lisebein fî meskenihim âyeh. cennetâni ’ay yemîniv veşimâl. külû mir rizki rabbiküm veşkürû leh. beldetün tayyibetüv verabbün gafûr.

Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.

فَأَعْرَضُوافَأَرْسَلْنَاعَلَيْهِمْسَيْلَٱلْعَرِمِوَبَدَّلْنَـٰهُمبِجَنَّتَيْهِمْجَنَّتَيْنِذَوَاتَىْأُكُلٍخَمْطٍوَأَثْلٍوَشَىْءٍمِّنسِدْرٍقَلِيلٍ١٦
Fea’radû feerselnâ ’aleyhim seyle-l’arimi vebeddelnâhüm bicenneteyhim cenneteyni zevâtey ükülin hamtiv veesliv veşey'im min sidrin kalîl.

Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.

ذَٰلِكَجَزَيْنَـٰهُمبِمَاكَفَرُواوَهَلْنُجَـٰزِىٓإِلَّاٱلْكَفُورَ١٧
Zâlike cezeynâhüm bimâ keferû. vehel nücezî ille-lkefûra.

İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?

وَجَعَلْنَابَيْنَهُمْوَبَيْنَٱلْقُرَىٱلَّتِىبَـٰرَكْنَافِيهَاقُرًىظَـٰهِرَةًوَقَدَّرْنَافِيهَاٱلسَّيْرَسِيرُوافِيهَالَيَالِىَوَأَيَّامًاءَامِنِينَ١٨
Vece’alnâ beynehüm vebeyne-lkura-lletî bâraknâ fîhâ kuran zâhiratev vekaddernâ fîhe-sseyr. sîrû fîhâ leyâliye veeyyâmen âminîn.

Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.

فَقَالُوارَبَّنَابَـٰعِدْبَيْنَأَسْفَارِنَاوَظَلَمُوٓاأَنفُسَهُمْفَجَعَلْنَـٰهُمْأَحَادِيثَوَمَزَّقْنَـٰهُمْكُلَّمُمَزَّقٍإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّكُلِّصَبَّارٍشَكُورٍ١٩
Fekâlû rabbenâ bâ’id beyne esfârinâ vezalemû enfüsehüm fece’alnâhüm ehâdîse vemezzaknâhüm külle mümezzek. inne fî zâlike leâyâtil likülli sabbârin şekûr.

Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.

وَلَقَدْصَدَّقَعَلَيْهِمْإِبْلِيسُظَنَّهُفَٱتَّبَعُوهُإِلَّافَرِيقًامِّنَٱلْمُؤْمِنِينَ٢٠
Velekad saddeka ’aleyhim iblîsü zannehû fettebe’ûhü illâ ferîkam mine-lmü'minîn.

And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay