A'râf Suresi

206 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓصٓ١
Elif-lâm-mîm-sâd.

Elif, Lam, Mim, Sad.

كِتَـٰبٌأُنزِلَإِلَيْكَفَلَايَكُنفِىصَدْرِكَحَرَجٌمِّنْهُلِتُنذِرَبِهِوَذِكْرَىٰلِلْمُؤْمِنِينَ٢
Kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fî sadrike haracüm minhü litünzira bihî vezikrâ lilmü'minîn.

Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.

ٱتَّبِعُوامَآأُنزِلَإِلَيْكُممِّنرَّبِّكُمْوَلَاتَتَّبِعُوامِندُونِهِٓأَوْلِيَآءَقَلِيلًامَّاتَذَكَّرُونَ٣
İttebi’û mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm velâ tettebi’û min dûnihî evliyâ'. kalîlem mâ tezekkerûn.

Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.

وَكَممِّنقَرْيَةٍأَهْلَكْنَـٰهَافَجَآءَهَابَأْسُنَابَيَـٰتًاأَوْهُمْقَآئِلُونَ٤
Vekem min karyetin ehleknâhâ fecâehâ be'sünâ beyâten ev hüm kâilûn.

Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.

فَمَاكَانَدَعْوَىٰهُمْإِذْجَآءَهُمبَأْسُنَآإِلَّآأَنقَالُوٓاإِنَّاكُنَّاظَـٰلِمِينَ٥
Femâ kâne da’vâhüm iz câehüm be'sünâ illâ en kâlû innâ künnâ zâlimîn.

Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.

فَلَنَسْـَٔلَنَّٱلَّذِينَأُرْسِلَإِلَيْهِمْوَلَنَسْـَٔلَنَّٱلْمُرْسَلِينَ٦
Felenes'elenne-llezîne ürsile ileyhim velenes'elenne-lmürselîn.

And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.

فَلَنَقُصَّنَّعَلَيْهِمبِعِلْمٍوَمَاكُنَّاغَآئِبِينَ٧
Felenekussanne ’aleyhim bi’ilmiv vemâ künnâ gâibîn.

And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.

وَٱلْوَزْنُيَوْمَئِذٍٱلْحَقُّفَمَنثَقُلَتْمَوَٰزِينُهُفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٨
Velveznü yevmeizin-lhakk. femen sekulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüflihûn.

Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.

وَمَنْخَفَّتْمَوَٰزِينُهُفَأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَخَسِرُوٓاأَنفُسَهُمبِمَاكَانُوابِـَٔايَـٰتِنَايَظْلِمُونَ٩
Vemen haffet mevâzînühû feülâike-llezîne hasirû enfüsehüm bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn.

Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.

وَلَقَدْمَكَّنَّـٰكُمْفِىٱلْأَرْضِوَجَعَلْنَالَكُمْفِيهَامَعَـٰيِشَقَلِيلًامَّاتَشْكُرُونَ١٠
Velekad mekkennâküm fi-l'ardi vece’alnâ leküm fîhâ me’âyiş. kalîlem mâ teşkürûn.

Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.

وَلَقَدْخَلَقْنَـٰكُمْثُمَّصَوَّرْنَـٰكُمْثُمَّقُلْنَالِلْمَلَـٰٓئِكَةِٱسْجُدُوالِـَٔادَمَفَسَجَدُوٓاإِلَّآإِبْلِيسَلَمْيَكُنمِّنَٱلسَّـٰجِدِينَ١١
Velekad halaknâküm sümme savvernâküm sümme kulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yeküm mine-ssâcidîn.

And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.

قَالَمَامَنَعَكَأَلَّاتَسْجُدَإِذْأَمَرْتُكَقَالَأَنَاخَيْرٌمِّنْهُخَلَقْتَنِىمِننَّارٍوَخَلَقْتَهُمِنطِينٍ١٢
Kâle mâ mene’ake ellâ tescüde iz emertük. kâle ene hayrum minh. halaktenî min nâriv vehalaktehû min tîn.

Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.

قَالَفَٱهْبِطْمِنْهَافَمَايَكُونُلَكَأَنتَتَكَبَّرَفِيهَافَٱخْرُجْإِنَّكَمِنَٱلصَّـٰغِرِينَ١٣
Kâle fehbit minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbera fîhâ fahruc inneke mine-ssâgirîn.

Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.

قَالَأَنظِرْنِىٓإِلَىٰيَوْمِيُبْعَثُونَ١٤
Kâle enzirnî ilâ yevmi yüb’asûn.

Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.

قَالَإِنَّكَمِنَٱلْمُنظَرِينَ١٥
Kâle inneke mine-lmünzarîn.

Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.

قَالَفَبِمَآأَغْوَيْتَنِىلَأَقْعُدَنَّلَهُمْصِرَٰطَكَٱلْمُسْتَقِيمَ١٦
Kâle febimâ agveytenî leak’udenne lehüm sirâtake-lmüstekîm.

"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.

ثُمَّلَـَٔاتِيَنَّهُممِّنبَيْنِأَيْدِيهِمْوَمِنْخَلْفِهِمْوَعَنْأَيْمَـٰنِهِمْوَعَنشَمَآئِلِهِمْوَلَاتَجِدُأَكْثَرَهُمْشَـٰكِرِينَ١٧
Sümme leâtiyennehüm mim beyni eydîhim vemin halfihim ve’an eymânihim ve’an şemâilihim. velâ tecidü ekserahüm şâkirîn.

"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.

قَالَٱخْرُجْمِنْهَامَذْءُومًامَّدْحُورًالَّمَنتَبِعَكَمِنْهُمْلَأَمْلَأَنَّجَهَنَّمَمِنكُمْأَجْمَعِينَ١٨
Kâle-hruc minhâ mez'ûmem medhûrâ. lemen tebi’ake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecme’în.

Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.

وَيَـٰٓـَٔادَمُٱسْكُنْأَنتَوَزَوْجُكَٱلْجَنَّةَفَكُلَامِنْحَيْثُشِئْتُمَاوَلَاتَقْرَبَاهَـٰذِهِٱلشَّجَرَةَفَتَكُونَامِنَٱلظَّـٰلِمِينَ١٩
Veyâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete fekülâ min haysü şi'tümâ velâ takrabâ hâzihi-şşecerate fetekûnâ mine-zzâlimîn.

"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."

فَوَسْوَسَلَهُمَاٱلشَّيْطَـٰنُلِيُبْدِىَلَهُمَامَاوُرِىَعَنْهُمَامِنسَوْءَٰتِهِمَاوَقَالَمَانَهَىٰكُمَارَبُّكُمَاعَنْهَـٰذِهِٱلشَّجَرَةِإِلَّآأَنتَكُونَامَلَكَيْنِأَوْتَكُونَامِنَٱلْخَـٰلِدِينَ٢٠
Fevesvese lehüme-şşeytânü liyübdiye lehümâ mâ vûriye ’anhümâ min sev'âtihimâ vekâle mâ nehâkümâ rabbükümâ ’an hâzihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lhâlidîn.

Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay