Bakara Suresi

286 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.

Elif, Lam, Mim.

ذَٰلِكَٱلْكِتَـٰبُلَارَيْبَفِيهِهُدًىلِّلْمُتَّقِينَ٢
Zâlike-lkitâbü lâ raybe fîh. hüdel lilmüttekîn.

Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.

ٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِٱلْغَيْبِوَيُقِيمُونَٱلصَّلَوٰةَوَمِمَّارَزَقْنَـٰهُمْيُنفِقُونَ٣
Ellezîne yü'minûne bilgaybi veyükîmûne-ssalâte vemimmâ razaknâhüm yünfikûn.

Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.

وَٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِمَآأُنزِلَإِلَيْكَوَمَآأُنزِلَمِنقَبْلِكَوَبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْيُوقِنُونَ٤
Vellezîne yü'minûne bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min kablik. vebil'âhirati hüm yûkinûn.

Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.

أُولَـٰٓئِكَعَلَىٰهُدًىمِّنرَّبِّهِمْوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٥
Ülâike ’alâ hüdem mir rabbihim veülâike hümü-lmüflihûn.

İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُواسَوَآءٌعَلَيْهِمْءَأَنذَرْتَهُمْأَمْلَمْتُنذِرْهُمْلَايُؤْمِنُونَ٦
İnne-llezîne keferû sevâün ’aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn.

Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

خَتَمَٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِهِمْوَعَلَىٰسَمْعِهِمْوَعَلَىٰٓأَبْصَـٰرِهِمْغِشَـٰوَةٌوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ٧
Hateme-llâhü ’alâ kulûbihim ve’alâ sem’ihim. ve’alâ ebsârihim gişâveh. velehüm ’azâbün ’azîm.

Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَقُولُءَامَنَّابِٱللَّهِوَبِٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَمَاهُمبِمُؤْمِنِينَ٨
Vemine-nnâsi mey yekûlü âmennâ billâhi vebilyevmi-l'âhiri vemâ hüm bimü'minîn.

İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.

يُخَـٰدِعُونَٱللَّهَوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَمَايَخْدَعُونَإِلَّآأَنفُسَهُمْوَمَايَشْعُرُونَ٩
Yühâdi’ûne-llâhe vellezîne âmenû. vemâ yahde’ûne illâ enfüsehüm vemâ yeş’urûn.

Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.

فِىقُلُوبِهِممَّرَضٌفَزَادَهُمُٱللَّهُمَرَضًاوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌبِمَاكَانُوايَكْذِبُونَ١٠
Fî kulûbihim meradun fezâdehümü-llâhü meradâ. velehüm ’azâbün elîmüm bimâ kânû yekzibûn.

Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.

وَإِذَاقِيلَلَهُمْلَاتُفْسِدُوافِىٱلْأَرْضِقَالُوٓاإِنَّمَانَحْنُمُصْلِحُونَ١١
Veizâ kîle lehüm lâ tüfsidû fi-l'ardi kâlû innemâ nahnü muslihûn.

Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.

أَلَآإِنَّهُمْهُمُٱلْمُفْسِدُونَوَلَـٰكِنلَّايَشْعُرُونَ١٢
Elâ innehüm hümü-lmüfsidûne velâkil lâ yeş’urûn.

İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.

وَإِذَاقِيلَلَهُمْءَامِنُواكَمَآءَامَنَٱلنَّاسُقَالُوٓاأَنُؤْمِنُكَمَآءَامَنَٱلسُّفَهَآءُأَلَآإِنَّهُمْهُمُٱلسُّفَهَآءُوَلَـٰكِنلَّايَعْلَمُونَ١٣
Veizâ kîle lehüm âminû kemâ âmene-nnâsü kâlû enü'minü kemâ âmene-ssüfehâ'. elâ innehüm hümü-ssüfehâü velâkil lâ ya’lemûn.

Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.

وَإِذَالَقُواٱلَّذِينَءَامَنُواقَالُوٓاءَامَنَّاوَإِذَاخَلَوْاإِلَىٰشَيَـٰطِينِهِمْقَالُوٓاإِنَّامَعَكُمْإِنَّمَانَحْنُمُسْتَهْزِءُونَ١٤
Veizâ leku-llezîne âmenû kâlû âmennâ. veizâ halev ilâ şeyâtînihim kâlû innâ me’aküm innemâ nahnü müstehziûn.

İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.

ٱللَّهُيَسْتَهْزِئُبِهِمْوَيَمُدُّهُمْفِىطُغْيَـٰنِهِمْيَعْمَهُونَ١٥
Allâhü yestehziü bihim veyemüddühüm fî tugyânihim ya’mehûn.

Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَٱشْتَرَوُاٱلضَّلَـٰلَةَبِٱلْهُدَىٰفَمَارَبِحَتتِّجَـٰرَتُهُمْوَمَاكَانُوامُهْتَدِينَ١٦
Ülâike-llezîne-şteravu-ddalâlete bilhüdâ. femâ rabihat ticâratühüm vemâ kânû mühtedîn.

Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.

مَثَلُهُمْكَمَثَلِٱلَّذِىٱسْتَوْقَدَنَارًافَلَمَّآأَضَآءَتْمَاحَوْلَهُذَهَبَٱللَّهُبِنُورِهِمْوَتَرَكَهُمْفِىظُلُمَـٰتٍلَّايُبْصِرُونَ١٧
Meselühüm kemeseli-llezi-stevkade nârâ. felemmâ edâet mâ havlehû zehebe-llâhü binûrihim veterakehüm fî zulümâtil lâ yübsirûn.

Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.

صُمٌّبُكْمٌعُمْىٌفَهُمْلَايَرْجِعُونَ١٨
Summüm bükmün ’umyün fehüm lâ yerci’ûn.

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.

أَوْكَصَيِّبٍمِّنَٱلسَّمَآءِفِيهِظُلُمَـٰتٌوَرَعْدٌوَبَرْقٌيَجْعَلُونَأَصَـٰبِعَهُمْفِىٓءَاذَانِهِممِّنَٱلصَّوَٰعِقِحَذَرَٱلْمَوْتِوَٱللَّهُمُحِيطٌبِٱلْكَـٰفِرِينَ١٩
Ev kesayyibim mine-ssemâi fîhi zulümâtüv vera’düv veberk. yec’alûne esâbi’ahüm fî âzânihim mine-ssavâ’iki hazera-lmevt. vellâhü mühîtum bilkâfirîn.

Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer.

يَكَادُٱلْبَرْقُيَخْطَفُأَبْصَـٰرَهُمْكُلَّمَآأَضَآءَلَهُممَّشَوْافِيهِوَإِذَآأَظْلَمَعَلَيْهِمْقَامُواوَلَوْشَآءَٱللَّهُلَذَهَبَبِسَمْعِهِمْوَأَبْصَـٰرِهِمْإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٠
Yekâdü-lberku yahtafü ebsârahüm. küllemâ edâe lehüm meşev fîhi veizâ azleme ’aleyhim kâmû. velev şâe-llâhü lezehebe bisem’ihim veebsârihim. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay