Âl-i İmrân Suresi

200 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.

Elif, Lam, Mim.

ٱللَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْحَىُّٱلْقَيُّومُ٢
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve-lhayyü-lkayyûm.

Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.

نَزَّلَعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّمُصَدِّقًالِّمَابَيْنَيَدَيْهِوَأَنزَلَٱلتَّوْرَىٰةَوَٱلْإِنجِيلَ٣
Nezzele ’aleyke-lkitâbe bilhakki müsaddikal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte vel'incîl.

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

مِنقَبْلُهُدًىلِّلنَّاسِوَأَنزَلَٱلْفُرْقَانَإِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌوَٱللَّهُعَزِيزٌذُوٱنتِقَامٍ٤
Min kablü hüdel linnâsi veenzele-lfürkân. inne-llezîne keferû biâyâti-llâhi lehüm ’azâbün şedîd. vellâhü ’azîzün zü-ntikâm.

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

إِنَّٱللَّهَلَايَخْفَىٰعَلَيْهِشَىْءٌفِىٱلْأَرْضِوَلَافِىٱلسَّمَآءِ٥
İnne-llâhe lâ yahfâ ’aleyhi şey'ün fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'.

Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.

هُوَٱلَّذِىيُصَوِّرُكُمْفِىٱلْأَرْحَامِكَيْفَيَشَآءُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٦
Hüve-llezî yüsavviruküm fi-l'erhâmi keyfe yeşâ'. lâ ilâhe illâ hüve-l’azîzü-lhakîm.

Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.

هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَمِنْهُءَايَـٰتٌمُّحْكَمَـٰتٌهُنَّأُمُّٱلْكِتَـٰبِوَأُخَرُمُتَشَـٰبِهَـٰتٌفَأَمَّاٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِمْزَيْغٌفَيَتَّبِعُونَمَاتَشَـٰبَهَمِنْهُٱبْتِغَآءَٱلْفِتْنَةِوَٱبْتِغَآءَتَأْوِيلِهِوَمَايَعْلَمُتَأْوِيلَهُٓإِلَّاٱللَّهُوَٱلرَّٰسِخُونَفِىٱلْعِلْمِيَقُولُونَءَامَنَّابِهِكُلٌّمِّنْعِندِرَبِّنَاوَمَايَذَّكَّرُإِلَّآأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ٧
Hüve-llezî enzele ’aleyke-lkitâbe minhü âyâtüm muhkemâtün hünne ümmü-lkitâbi veüharu müteşâbihâh. feemme-llezîne fî kulûbihim zeygun feyettebi’ûne mâ teşâbehe minhü-btigâe-lfitneti vebtigâe te'vîlih. vemâ ya’lemü te'vîlehû ille-llâh. verrâsihûne fi-l’ilmi yekûlûne âmennâ bihî küllüm min ’indi rabbinâ. vemâ yezzekkeru illâ ülü-l'elbâb.

Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;

رَبَّنَالَاتُزِغْقُلُوبَنَابَعْدَإِذْهَدَيْتَنَاوَهَبْلَنَامِنلَّدُنكَرَحْمَةًإِنَّكَأَنتَٱلْوَهَّابُ٨
Rabbenâ lâ tüzig kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke rahmeh. inneke ente-lvehhâb.

Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.

رَبَّنَآإِنَّكَجَامِعُٱلنَّاسِلِيَوْمٍلَّارَيْبَفِيهِإِنَّٱللَّهَلَايُخْلِفُٱلْمِيعَادَ٩
Rabbenâ inneke câmi’u-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuhlifü-lmî’âd.

Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوالَنتُغْنِىَعَنْهُمْأَمْوَٰلُهُمْوَلَآأَوْلَـٰدُهُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاوَأُولَـٰٓئِكَهُمْوَقُودُٱلنَّارِ١٠
İnne-llezîne keferû len tugniye ’anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. veülâike hüm vekûdü-nnâr.

İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.

كَدَأْبِءَالِفِرْعَوْنَوَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَافَأَخَذَهُمُٱللَّهُبِذُنُوبِهِمْوَٱللَّهُشَدِيدُٱلْعِقَابِ١١
Kede'bi âli fir’avne vellezîne min kablihim. kezzebû biâyâtinâ. feehazehümü-llâhü bizünûbihim. vellâhü şedîdü-l’ikâb.

Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

قُللِّلَّذِينَكَفَرُواسَتُغْلَبُونَوَتُحْشَرُونَإِلَىٰجَهَنَّمَوَبِئْسَٱلْمِهَادُ١٢
Kul lillezîne keferû setuglebûne vetuhşerûne ilâ cehennem. vebi'se-lmihâd.

İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.

قَدْكَانَلَكُمْءَايَةٌفِىفِئَتَيْنِٱلْتَقَتَافِئَةٌتُقَـٰتِلُفِىسَبِيلِٱللَّهِوَأُخْرَىٰكَافِرَةٌيَرَوْنَهُممِّثْلَيْهِمْرَأْىَٱلْعَيْنِوَٱللَّهُيُؤَيِّدُبِنَصْرِهِمَنيَشَآءُإِنَّفِىذَٰلِكَلَعِبْرَةًلِّأُولِىٱلْأَبْصَـٰرِ١٣
Kad kâne leküm âyetün fî fieteyni-ltekatâ. fietün tükâtilü fî sebîli-llâhi veuhrâ kâfiratüy yeravnehüm misleyhim ra'ye-l’ayn. vellâhü yü'eyyidü binasrihî mey yeşâ'. inne fî zâlike le’ibratel liüli-l'ebsâr.

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.

زُيِّنَلِلنَّاسِحُبُّٱلشَّهَوَٰتِمِنَٱلنِّسَآءِوَٱلْبَنِينَوَٱلْقَنَـٰطِيرِٱلْمُقَنطَرَةِمِنَٱلذَّهَبِوَٱلْفِضَّةِوَٱلْخَيْلِٱلْمُسَوَّمَةِوَٱلْأَنْعَـٰمِوَٱلْحَرْثِذَٰلِكَمَتَـٰعُٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَٱللَّهُعِندَهُحُسْنُٱلْمَـَٔابِ١٤
Züyyine linnâsi hubbü-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velkanâtîri-lmükantarati mine-zzehebi velfiddati velhayli-lmüsevvemeti vel'en’âmi velhars. zâlike metâ’u-lhayâti-ddünyâ. vellâhü ’indehû husnü-lmeâb.

Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.

قُلْأَؤُنَبِّئُكُمبِخَيْرٍمِّنذَٰلِكُمْلِلَّذِينَٱتَّقَوْاعِندَرَبِّهِمْجَنَّـٰتٌتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَاوَأَزْوَٰجٌمُّطَهَّرَةٌوَرِضْوَٰنٌمِّنَٱللَّهِوَٱللَّهُبَصِيرٌبِٱلْعِبَادِ١٥
Kul eünebbiüküm bihayrim min zâliküm. lillezîne-ttekav ’inde rabbihim cennâtün tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ veezvâcüm mütahherâtüv veridvânüm mine-llâh. vellâhü besîrum bil’ibâd.

De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.

ٱلَّذِينَيَقُولُونَرَبَّنَآإِنَّنَآءَامَنَّافَٱغْفِرْلَنَاذُنُوبَنَاوَقِنَاعَذَابَٱلنَّارِ١٦
Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zünûbenâ vekinâ ’azâbe-nnâr.

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

ٱلصَّـٰبِرِينَوَٱلصَّـٰدِقِينَوَٱلْقَـٰنِتِينَوَٱلْمُنفِقِينَوَٱلْمُسْتَغْفِرِينَبِٱلْأَسْحَارِ١٧
Essâbirîne vessâdikîne velkânitîne velmünfikîne velmüstagfirîne bil'eshâr.

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

شَهِدَٱللَّهُأَنَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُوَأُولُواٱلْعِلْمِقَآئِمًابِٱلْقِسْطِلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ١٨
Şehide-llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü veülü-l’ilmi kâimem bilkist. lâ ilâhe illâ hüve-l’azîzü-lhakîm.

Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.

إِنَّٱلدِّينَعِندَٱللَّهِٱلْإِسْلَـٰمُوَمَاٱخْتَلَفَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَإِلَّامِنبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْعِلْمُبَغْيًابَيْنَهُمْوَمَنيَكْفُرْبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِفَإِنَّٱللَّهَسَرِيعُٱلْحِسَابِ١٩
İnne-ddîne ’inde-llâhi-l'islâm. veme-htelefe-llezîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba’di mâ câehümü-l’ilmü bagyem beynehüm. vemey yekfür biâyâti-llâhi feinne-llâhe serî’u-lhisâb.

Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.

فَإِنْحَآجُّوكَفَقُلْأَسْلَمْتُوَجْهِىَلِلَّهِوَمَنِٱتَّبَعَنِوَقُللِّلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَوَٱلْأُمِّيِّـنَءَأَسْلَمْتُمْفَإِنْأَسْلَمُوافَقَدِٱهْتَدَواوَّإِنتَوَلَّوْافَإِنَّمَاعَلَيْكَٱلْبَلَـٰغُوَٱللَّهُبَصِيرٌبِٱلْعِبَادِ٢٠
Fein hâccûke fekul eslemtü vechiye lillâhi vemeni-ttebe’an. vekul lillezîne ûtü-lkitâbe vel'ümmiyyîne eeslemtüm. fein eslemû fekadi-htedev. vein tevellev feinnemâ ’aleyke-lbelâg. vellâhü besîrum bil’ibâd.

Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay