Cin Suresi

28 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
قُلْأُوحِىَإِلَىَّأَنَّهُٱسْتَمَعَنَفَرٌمِّنَٱلْجِنِّفَقَالُوٓاإِنَّاسَمِعْنَاقُرْءَانًاعَجَبًا١
Kul ûhiye ileyye ennehü-steme’a neferum mine-lcinni fekâlû innâ semi’nâ kur'ânen ’acebâ.

De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

يَهْدِىٓإِلَىٱلرُّشْدِفَـَٔامَنَّابِهِوَلَننُّشْرِكَبِرَبِّنَآأَحَدًا٢
Yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nüşrike birabbinâ ehadâ.

De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

وَأَنَّهُتَعَـٰلَىٰجَدُّرَبِّنَامَاٱتَّخَذَصَـٰحِبَةًوَلَاوَلَدًا٣
Veennehû te’âlâ ceddü rabbinâ me-ttehaze sâhibetev velâ veledâ.

"Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir."

وَأَنَّهُكَانَيَقُولُسَفِيهُنَاعَلَىٱللَّهِشَطَطًا٤
Veennehû kâne yekûlü sefîhünâ ’ale-llâhi şetatâ.

"Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."

وَأَنَّاظَنَنَّآأَنلَّنتَقُولَٱلْإِنسُوَٱلْجِنُّعَلَىٱللَّهِكَذِبًا٥
Veennâ zanennâ el len tekûle-l'insü velcinnü ’ale-llâhi kezibâ.

"Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."

وَأَنَّهُكَانَرِجَالٌمِّنَٱلْإِنسِيَعُوذُونَبِرِجَالٍمِّنَٱلْجِنِّفَزَادُوهُمْرَهَقًا٦
Veennehû kâne ricâlüm mine-l'insi ye’ûzûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhüm rahekâ.

"Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı."

وَأَنَّهُمْظَنُّواكَمَاظَنَنتُمْأَنلَّنيَبْعَثَٱللَّهُأَحَدًا٧
Veennehüm zannû kemâ zanentüm el ley yeb’ase-llâhü ehadâ.

"Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı."

وَأَنَّالَمَسْنَاٱلسَّمَآءَفَوَجَدْنَـٰهَامُلِئَتْحَرَسًاشَدِيدًاوَشُهُبًا٨
Veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ müliet harasen şedîdev veşühübâ.

"Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk."

وَأَنَّاكُنَّانَقْعُدُمِنْهَامَقَـٰعِدَلِلسَّمْعِفَمَنيَسْتَمِعِٱلْـَٔانَيَجِدْلَهُشِهَابًارَّصَدًا٩
Veennâ künnâ nak’udü minhâ mekâ’ide lissem’. femey yestemi’i-l'âne yecid lehû şihâber rasadâ.

"Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."

وَأَنَّالَانَدْرِىٓأَشَرٌّأُرِيدَبِمَنفِىٱلْأَرْضِأَمْأَرَادَبِهِمْرَبُّهُمْرَشَدًا١٠
Veennâ lâ nedrî eşerrun ürîde bimen fi-l'ardi em erâde bihim rabbühüm raşedâ.

"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."

وَأَنَّامِنَّاٱلصَّـٰلِحُونَوَمِنَّادُونَذَٰلِكَكُنَّاطَرَآئِقَقِدَدًا١١
Veennâ minne-ssâlihûne veminnâ dûne zâlik. künnâ tarâika kidedâ.

"Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."

وَأَنَّاظَنَنَّآأَنلَّننُّعْجِزَٱللَّهَفِىٱلْأَرْضِوَلَننُّعْجِزَهُهَرَبًا١٢
Veennâ zanennâ el len nü’cize-llâhe fi-l'ardi velen nü’cizehû herabâ.

"Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."

وَأَنَّالَمَّاسَمِعْنَاٱلْهُدَىٰٓءَامَنَّابِهِفَمَنيُؤْمِنبِرَبِّهِفَلَايَخَافُبَخْسًاوَلَارَهَقًا١٣
Veennâ lemmâ semi’ne-lhüdâ âmennâ bih. femey yü'mim birabbihî felâ yehâfü bahsev velâ rahekâ.

"Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."

وَأَنَّامِنَّاٱلْمُسْلِمُونَوَمِنَّاٱلْقَـٰسِطُونَفَمَنْأَسْلَمَفَأُولَـٰٓئِكَتَحَرَّوْارَشَدًا١٤
Veennâ minne-lmüslimûne veminne-lkâsitûn. femen esleme feülâike teharrav raşedâ.

"İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır."

وَأَمَّاٱلْقَـٰسِطُونَفَكَانُوالِجَهَنَّمَحَطَبًا١٥
Veemme-lkâsitûne fekânû licehenneme hatabâ.

"Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular."

وَأَلَّوِٱسْتَقَـٰمُواعَلَىٱلطَّرِيقَةِلَأَسْقَيْنَـٰهُممَّآءًغَدَقًا١٦
Veel levi-stekâmû ’ale-ttarîkati leeskaynâhüm mâen gadekâ.

Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.

لِّنَفْتِنَهُمْفِيهِوَمَنيُعْرِضْعَنذِكْرِرَبِّهِيَسْلُكْهُعَذَابًاصَعَدًا١٧
Lineftinehüm fîh. vemey yü’rid ’an zikri rabbihî yeslükhü ’azâben sa’adâ.

Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.

وَأَنَّٱلْمَسَـٰجِدَلِلَّهِفَلَاتَدْعُوامَعَٱللَّهِأَحَدًا١٨
Veenne-lmesâcide lillâhi felâ ted’û me’a-llâhi ehadâ.

Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.

وَأَنَّهُلَمَّاقَامَعَبْدُٱللَّهِيَدْعُوهُكَادُوايَكُونُونَعَلَيْهِلِبَدًا١٩
Veennehû lemmâ kâme ’abdü-llâhi yed’ûhü kâdû yekûnûne ’aleyhi libedâ.

Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi.

قُلْإِنَّمَآأَدْعُوارَبِّىوَلَآأُشْرِكُبِهِٓأَحَدًا٢٠
Kul innemâ ed’û rabbî velâ üşrikü bihî ehadâ.

De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay