İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli ey ye'tiyehüm ’azâbün elîm.
"Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.
قَالَيَـٰقَوْمِإِنِّىلَكُمْنَذِيرٌمُّبِينٌ٢
Kâle yâ kavmi innî leküm nezîrum mübîn.
O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
أَنِٱعْبُدُواٱللَّهَوَٱتَّقُوهُوَأَطِيعُونِ٣
Eni-’büdü-llâhe vettekûhü veetî’ûn.
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
Yagfir leküm min zünûbiküm veyüehhirküm ilâ ecelim müsemmâ. inne ecele-llâhi izâ câe lâ yü'ehhar. lev küntüm ta’lemûn.
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
قَالَرَبِّإِنِّىدَعَوْتُقَوْمِىلَيْلًاوَنَهَارًا٥
Kâle rabbi innî de’avtü kavmî leylev venehârâ.
Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."
فَلَمْيَزِدْهُمْدُعَآءِىٓإِلَّافِرَارًا٦
Felem yezidhüm dü’âî illâ firârâ.
"Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."
"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."