Fetih Suresi

29 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
إِنَّافَتَحْنَالَكَفَتْحًامُّبِينًا١
İnnâ fetahnâ leke fetham mübînâ.

Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.

لِّيَغْفِرَلَكَٱللَّهُمَاتَقَدَّمَمِنذَنبِكَوَمَاتَأَخَّرَوَيُتِمَّنِعْمَتَهُعَلَيْكَوَيَهْدِيَكَصِرَٰطًامُّسْتَقِيمًا٢
Liyagfira leke-llâhü mâ tekaddeme min zembike vemâ teehhara veyütimme ni’metehû ’aleyke veyehdiyeke sirâtam müstekîmâ.

Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.

وَيَنصُرَكَٱللَّهُنَصْرًاعَزِيزًا٣
Veyensurake-llâhü nasran ’azîzâ.

Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.

هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَٱلسَّكِينَةَفِىقُلُوبِٱلْمُؤْمِنِينَلِيَزْدَادُوٓاإِيمَـٰنًامَّعَإِيمَـٰنِهِمْوَلِلَّهِجُنُودُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَكَانَٱللَّهُعَلِيمًاحَكِيمًا٤
Hüve-llezî enzele-ssekînete fî kulûbi-lmü'minîne liyezdâdû îmânem me’a îmânihim. velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhü ’alîmen hakîmâ.

İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.

لِّيُدْخِلَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَاوَيُكَفِّرَعَنْهُمْسَيِّـَٔاتِهِمْوَكَانَذَٰلِكَعِندَٱللَّهِفَوْزًاعَظِيمًا٥
Liyüdhile-lmü'minîne velmü'minâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ veyükeffira ’anhüm seyyiâtihim. vekâne zâlike ’inde-llâhi fevzen ’azîmâ.

İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur.

وَيُعَذِّبَٱلْمُنَـٰفِقِينَوَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِوَٱلْمُشْرِكِينَوَٱلْمُشْرِكَـٰتِٱلظَّآنِّينَبِٱللَّهِظَنَّٱلسَّوْءِعَلَيْهِمْدَآئِرَةُٱلسَّوْءِوَغَضِبَٱللَّهُعَلَيْهِمْوَلَعَنَهُمْوَأَعَدَّلَهُمْجَهَنَّمَوَسَآءَتْمَصِيرًا٦
Veyü’azzibe-lmünâfikîne velmünâfikâti velmüşrikîne velmüşrikâti-zzânnîne billâhi zanne-ssev'. ’aleyhim dâiratü-ssev'. vegadibe-llâhü ’aleyhim vele’anehüm vee’adde lehüm cehennem. vesâet mesîrâ.

İnananlara yardım etmez diye Allah'a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erek ve kadınlara Allah azabetsin; kötü sanıları kendi baslarına gelsin! Allah onlara gazabetmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!

وَلِلَّهِجُنُودُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَكَانَٱللَّهُعَزِيزًاحَكِيمًا٧
Velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhü ’azîzen hakîmâ.

Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır. Hakim olandır.

إِنَّآأَرْسَلْنَـٰكَشَـٰهِدًاوَمُبَشِّرًاوَنَذِيرًا٨
İnnâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav venezîrâ.

Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.

لِّتُؤْمِنُوابِٱللَّهِوَرَسُولِهِوَتُعَزِّرُوهُوَتُوَقِّرُوهُوَتُسَبِّحُوهُبُكْرَةًوَأَصِيلًا٩
Litü'minû billâhi verasûlihî vetü’azzirûhü vetüvekkirûh. vetüsebbihûhü bükratev veesîlâ.

Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.

إِنَّٱلَّذِينَيُبَايِعُونَكَإِنَّمَايُبَايِعُونَٱللَّهَيَدُٱللَّهِفَوْقَأَيْدِيهِمْفَمَننَّكَثَفَإِنَّمَايَنكُثُعَلَىٰنَفْسِهِوَمَنْأَوْفَىٰبِمَاعَـٰهَدَعَلَيْهُٱللَّهَفَسَيُؤْتِيهِأَجْرًاعَظِيمًا١٠
İnne-llezîne yübâyi’ûneke innemâ yübâyi’ûne-llâh. yedü-llâhi fevka eydîhim. femen nekese feinnemâ yenküsü ’alâ nefsih. vemen evfâ bimâ ’âhede ’aleyhü-llâhe feseyü'tîhi ecran ’azîmâ.

Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.

سَيَقُولُلَكَٱلْمُخَلَّفُونَمِنَٱلْأَعْرَابِشَغَلَتْنَآأَمْوَٰلُنَاوَأَهْلُونَافَٱسْتَغْفِرْلَنَايَقُولُونَبِأَلْسِنَتِهِممَّالَيْسَفِىقُلُوبِهِمْقُلْفَمَنيَمْلِكُلَكُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاإِنْأَرَادَبِكُمْضَرًّاأَوْأَرَادَبِكُمْنَفْعًابَلْكَانَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرًا١١
Seyekûlü leke-lmühallefûne mine-l'a’râbi şegaletnâ emvâlünâ veehlûnâ festagfir lenâ. yekûlûne bielsinetihim mâ leyse fî kulûbihim. kul femey yemlikü leküm mine-llâhi şey'en in erâde biküm darran ev erâde biküm nef’â. bel kâne-llâhü bimâ ta’melûne habîrâ.

Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: "Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

بَلْظَنَنتُمْأَنلَّنيَنقَلِبَٱلرَّسُولُوَٱلْمُؤْمِنُونَإِلَىٰٓأَهْلِيهِمْأَبَدًاوَزُيِّنَذَٰلِكَفِىقُلُوبِكُمْوَظَنَنتُمْظَنَّٱلسَّوْءِوَكُنتُمْقَوْمًابُورًا١٢
Bel zanentüm el ley yenkalibe-rrasûlü velmü'minûne ilâ ehlîhim ebedev vezüyyine zâlike fî kulûbiküm vezanentüm zanne-ssev'. veküntüm kavmem bûrâ.

Aslında siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.

وَمَنلَّمْيُؤْمِنبِٱللَّهِوَرَسُولِهِفَإِنَّآأَعْتَدْنَالِلْكَـٰفِرِينَسَعِيرًا١٣
Vemel lem yü'mim billâhi verasûlihî feinnâ a’tednâ lilkâfirîne se’îrâ.

Allah'a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır.

وَلِلَّهِمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَغْفِرُلِمَنيَشَآءُوَيُعَذِّبُمَنيَشَآءُوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا١٤
Velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'ard. yagfiru limey yeşâü veyü’azzibü mey yeşâ'. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

سَيَقُولُٱلْمُخَلَّفُونَإِذَاٱنطَلَقْتُمْإِلَىٰمَغَانِمَلِتَأْخُذُوهَاذَرُونَانَتَّبِعْكُمْيُرِيدُونَأَنيُبَدِّلُواكَلَـٰمَٱللَّهِقُللَّنتَتَّبِعُونَاكَذَٰلِكُمْقَالَٱللَّهُمِنقَبْلُفَسَيَقُولُونَبَلْتَحْسُدُونَنَابَلْكَانُوالَايَفْقَهُونَإِلَّاقَلِيلًا١٥
Seyekûlü-lmühallefûne ize-ntalaktüm ilâ megânime lite'huzûhâ zerûnâ nettebi’küm. yürîdûne ey yübeddilû kelâme-llâh. kul len tettebi’ûnâ kezâliküm kâle-llâhü min kabl. feseyekûlûne bel tahsüdûnenâ. bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ.

Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri almaya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyurmuştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir.

قُللِّلْمُخَلَّفِينَمِنَٱلْأَعْرَابِسَتُدْعَوْنَإِلَىٰقَوْمٍأُولِىبَأْسٍشَدِيدٍتُقَـٰتِلُونَهُمْأَوْيُسْلِمُونَفَإِنتُطِيعُوايُؤْتِكُمُٱللَّهُأَجْرًاحَسَنًاوَإِنتَتَوَلَّوْاكَمَاتَوَلَّيْتُممِّنقَبْلُيُعَذِّبْكُمْعَذَابًاأَلِيمًا١٦
Kul lilmühallefîne mine-l'a’râbi setüd’avne ilâ kavmin ülî be'sin şedîdin tükâtilûnehüm ev yüslimûn. fein tütî’û yü'tikümü-llâhü ecran hasenâ. vein tetevellev kemâ tevelleytüm min kablü yü’azzibküm ’azâben elîmâ.

Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır."

لَّيْسَعَلَىٱلْأَعْمَىٰحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْأَعْرَجِحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْمَرِيضِحَرَجٌوَمَنيُطِعِٱللَّهَوَرَسُولَهُيُدْخِلْهُجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُوَمَنيَتَوَلَّيُعَذِّبْهُعَذَابًاأَلِيمًا١٧
Leyse ’ale-l'a’mâ haracüv velâ ’ale-l'a’raci haracüv velâ ’ale-lmerîdi harac. vemey yüti’i-llâhe verasûlehû yüdhilhü cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. vemey yetevelle yü’azzibhü ’azâben elîmâ.

Ama, gözleri görmeyen kimse savaşa gelmezse ona bir sorumluluk yoktur; topala ve hastaya da sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.

لَّقَدْرَضِىَٱللَّهُعَنِٱلْمُؤْمِنِينَإِذْيُبَايِعُونَكَتَحْتَٱلشَّجَرَةِفَعَلِمَمَافِىقُلُوبِهِمْفَأَنزَلَٱلسَّكِينَةَعَلَيْهِمْوَأَثَـٰبَهُمْفَتْحًاقَرِيبًا١٨
Lekad radiye-llâhü ’ani-lmü'minîne iz yübâyi’ûneke tahte-şşecerati fe’alime mâ fî kulûbihim feenzele-ssekînete ’aleyhim veesâbehüm fethan karîbâ.

Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.

وَمَغَانِمَكَثِيرَةًيَأْخُذُونَهَاوَكَانَٱللَّهُعَزِيزًاحَكِيمًا١٩
Vemegânime kesîratey ye'huzûnehâ. vekâne-llâhü ’azîzen hakîmâ.

Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.

وَعَدَكُمُٱللَّهُمَغَانِمَكَثِيرَةًتَأْخُذُونَهَافَعَجَّلَلَكُمْهَـٰذِهِوَكَفَّأَيْدِىَٱلنَّاسِعَنكُمْوَلِتَكُونَءَايَةًلِّلْمُؤْمِنِينَوَيَهْدِيَكُمْصِرَٰطًامُّسْتَقِيمًا٢٠
Ve’adekümü-llâhü megânime kesîraten te'huzûnehâ fe’accele leküm hâzihî vekeffe eydiye-nnâsi ’anküm. velitekûne âyetel lilmü'minîne veyehdiyeküm sirâtam müstekîmâ.

Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vadetmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay