Muhammed Suresi

38 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱلَّذِينَكَفَرُواوَصَدُّواعَنسَبِيلِٱللَّهِأَضَلَّأَعْمَـٰلَهُمْ١
Ellezîne keferû vesaddû ’an sebîli-llâhi edalle a’mâlehüm.

Allah, inkar edenlerin ve kendi yolundan alıkoyanların işlerini boşa çıkarır.

وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِوَءَامَنُوابِمَانُزِّلَعَلَىٰمُحَمَّدٍوَهُوَٱلْحَقُّمِنرَّبِّهِمْكَفَّرَعَنْهُمْسَيِّـَٔاتِهِمْوَأَصْلَحَبَالَهُمْ٢
Vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti veâmenû bimâ nüzzile ’alâ mühammediv vehüve-lhakku mir rabbihim keffera ’anhüm seyyiâtihim veasleha bâlehüm.

İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed'e, Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.

ذَٰلِكَبِأَنَّٱلَّذِينَكَفَرُواٱتَّبَعُواٱلْبَـٰطِلَوَأَنَّٱلَّذِينَءَامَنُواٱتَّبَعُواٱلْحَقَّمِنرَّبِّهِمْكَذَٰلِكَيَضْرِبُٱللَّهُلِلنَّاسِأَمْثَـٰلَهُمْ٣
Zâlike bienne-llezîne keferü-ttebe’ü-lbâtile veenne-llezîne âmenü-ttebe’ü-lhakka mir rabbihim. kezâlike yadribü-llâhü linnâsi emsâlehüm.

Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendilerinin misallerini anlatır.

فَإِذَالَقِيتُمُٱلَّذِينَكَفَرُوافَضَرْبَٱلرِّقَابِحَتَّىٰٓإِذَآأَثْخَنتُمُوهُمْفَشُدُّواٱلْوَثَاقَفَإِمَّامَنًّابَعْدُوَإِمَّافِدَآءًحَتَّىٰتَضَعَٱلْحَرْبُأَوْزَارَهَاذَٰلِكَوَلَوْيَشَآءُٱللَّهُلَٱنتَصَرَمِنْهُمْوَلَـٰكِنلِّيَبْلُوَابَعْضَكُمبِبَعْضٍوَٱلَّذِينَقُتِلُوافِىسَبِيلِٱللَّهِفَلَنيُضِلَّأَعْمَـٰلَهُمْ٤
Feizâ lekîtümü-llezîne keferû fedarbe-rrikâb. hattâ izâ eshantümûhüm feşüddü-lvesâka feimmâ mennem ba’dü veimmâ fidâen hattâ teda’a-lharbü evzârahâ. zâlik. velev yeşâü-llâhü lentesara minhüm velâkil liyeblüve ba’daküm biba’d. vellezîne kutilû fî sebîli-llâhi feley yüdille a’mâlehüm.

Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

سَيَهْدِيهِمْوَيُصْلِحُبَالَهُمْ٥
Seyehdîhim veyuslihu bâlehüm.

Onları doğru yola eriştirir, durumlarını düzeltir.

وَيُدْخِلُهُمُٱلْجَنَّةَعَرَّفَهَالَهُمْ٦
Veyüdhilühümü-lcennete ’arrafehâ lehüm.

Onları, kendilerine anlattığı cennete koyar.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنتَنصُرُواٱللَّهَيَنصُرْكُمْوَيُثَبِّتْأَقْدَامَكُمْ٧
Yâ eyyühe-llezîne âmenû in tensurü-llâhe yensurküm veyüsebbit akdâmeküm.

Ey inananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.

وَٱلَّذِينَكَفَرُوافَتَعْسًالَّهُمْوَأَضَلَّأَعْمَـٰلَهُمْ٨
Vellezîne keferû feta’sel lehüm veedalle a’mâlehüm.

İnkar edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır.

ذَٰلِكَبِأَنَّهُمْكَرِهُوامَآأَنزَلَٱللَّهُفَأَحْبَطَأَعْمَـٰلَهُمْ٩
Zâlike biennehüm kerihû mâ enzele-llâhü feahbeta a’mâlehüm.

Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Allah bunun için boşa çıkarmıştır.

أَفَلَمْيَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَيَنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْدَمَّرَٱللَّهُعَلَيْهِمْوَلِلْكَـٰفِرِينَأَمْثَـٰلُهَا١٠
Efelem yesîrû fi-l'ardi feyenzurû keyfe kâne ’âkibetü-llezîne min kablihim. demmera-llâhü ’aleyhim. velilkâfirîne emsâlühâ.

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; inkarcılara da onların başına gelenin benzerleri vardır.

ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَمَوْلَىٱلَّذِينَءَامَنُواوَأَنَّٱلْكَـٰفِرِينَلَامَوْلَىٰلَهُمْ١١
Zâlike bienne-llâhe mevle-llezîne âmenû veenne-lkâfirîne lâ mevlâ lehüm.

Çünkü Allah inananların sahibidir. Kafirlerin ise sahibi yoktur.

إِنَّٱللَّهَيُدْخِلُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُوَٱلَّذِينَكَفَرُوايَتَمَتَّعُونَوَيَأْكُلُونَكَمَاتَأْكُلُٱلْأَنْعَـٰمُوَٱلنَّارُمَثْوًىلَّهُمْ١٢
İnne-llâhe yüdhilü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. vellezîne keferû yetemette’ûne veye'külûne kemâ te'külü-l'en’âmü vennâru mesvel lehüm.

Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.

وَكَأَيِّنمِّنقَرْيَةٍهِىَأَشَدُّقُوَّةًمِّنقَرْيَتِكَٱلَّتِىٓأَخْرَجَتْكَأَهْلَكْنَـٰهُمْفَلَانَاصِرَلَهُمْ١٣
Vekeeyyim min karyetin hiye eşeddü kuvvetem min karyetike-lletî ahracetk. ehleknâhüm felâ nâsira lehüm.

Seni sürüp çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler yok ettik. Yardım edenleri bulunmadı.

أَفَمَنكَانَعَلَىٰبَيِّنَةٍمِّنرَّبِّهِكَمَنزُيِّنَلَهُسُوٓءُعَمَلِهِوَٱتَّبَعُوٓاأَهْوَآءَهُم١٤
Efemen kâne ’alâ beyyinetim mir rabbihî kemen züyyine lehû sûü ’amelihî vettebe’û ehvâehüm.

Rabbinin katından bir belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kimseye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır.

مَّثَلُٱلْجَنَّةِٱلَّتِىوُعِدَٱلْمُتَّقُونَفِيهَآأَنْهَـٰرٌمِّنمَّآءٍغَيْرِءَاسِنٍوَأَنْهَـٰرٌمِّنلَّبَنٍلَّمْيَتَغَيَّرْطَعْمُهُوَأَنْهَـٰرٌمِّنْخَمْرٍلَّذَّةٍلِّلشَّـٰرِبِينَوَأَنْهَـٰرٌمِّنْعَسَلٍمُّصَفًّىوَلَهُمْفِيهَامِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِوَمَغْفِرَةٌمِّنرَّبِّهِمْكَمَنْهُوَخَـٰلِدٌفِىٱلنَّارِوَسُقُوامَآءًحَمِيمًافَقَطَّعَأَمْعَآءَهُمْ١٥
Meselü-lcenneti-lletî vu’ide-lmüttekûn. fîhâ enhârum mim mâin gayri âsin. veenhârum mil lebenil lem yetegayyer ta’müh. veenhârum min hamril lezzetil lişşâribîn. veenhârum min ’aselim müsaffâ. velehüm fîhâ min külli-ssemerâti vemagfiratüm mir rabbihim. kemen hüve hâlidün fi-nnâri vesükû mâen hamîmen fekatta’a em’âehüm.

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

وَمِنْهُممَّنيَسْتَمِعُإِلَيْكَحَتَّىٰٓإِذَاخَرَجُوامِنْعِندِكَقَالُوالِلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَمَاذَاقَالَءَانِفًاأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَطَبَعَٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِهِمْوَٱتَّبَعُوٓاأَهْوَآءَهُمْ١٦
Veminhüm mey yestemi’u ileyk. hattâ izâ haracû min ’indike kâlû lillezîne ûtü-l’ilme mâzâ kâle ânifâ. ülâike-llezîne tabe’a-llâhü ’alâ kulûbihim vettebe’û ehvâehüm.

Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. İşte bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.

وَٱلَّذِينَٱهْتَدَوْازَادَهُمْهُدًىوَءَاتَىٰهُمْتَقْوَىٰهُمْ١٧
Vellezîne-htedev zâdehüm hüdev veâtâhüm takvâhüm.

Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.

فَهَلْيَنظُرُونَإِلَّاٱلسَّاعَةَأَنتَأْتِيَهُمبَغْتَةًفَقَدْجَآءَأَشْرَاطُهَافَأَنَّىٰلَهُمْإِذَاجَآءَتْهُمْذِكْرَىٰهُمْ١٨
Fehel yenzurûne ille-ssâ’ate en te'tiyehüm bagteten. fekad câe eşrâtuhâ. feennâ lehüm izâ câethüm zikrâhüm.

Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?

فَٱعْلَمْأَنَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاٱللَّهُوَٱسْتَغْفِرْلِذَنبِكَوَلِلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِوَٱللَّهُيَعْلَمُمُتَقَلَّبَكُمْوَمَثْوَىٰكُمْ١٩
Fa’lem ennehû lâ ilâhe ille-llâhü vestagfir lizembike velilmü'minîne velmü'minât. vellâhü ya’lemü mütekallebeküm vemesvâküm.

Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir.

وَيَقُولُٱلَّذِينَءَامَنُوالَوْلَانُزِّلَتْسُورَةٌفَإِذَآأُنزِلَتْسُورَةٌمُّحْكَمَةٌوَذُكِرَفِيهَاٱلْقِتَالُرَأَيْتَٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌيَنظُرُونَإِلَيْكَنَظَرَٱلْمَغْشِىِّعَلَيْهِمِنَٱلْمَوْتِفَأَوْلَىٰلَهُمْ٢٠
Veyekûlü-llezîne âmenû levlâ nüzzilet sûratün. feizâ ünzilet sûratüm muhkemetüv vezükira fîhe-lkitâlü raeyte-llezîne fî kulûbihim meraduy yenzurûne ileyke nezara-lmagşiyyi ’aleyhi mine-lmevt. feevlâ lehüm.

İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay