İbrâhîm Suresi

52 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓركِتَـٰبٌأَنزَلْنَـٰهُإِلَيْكَلِتُخْرِجَٱلنَّاسَمِنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِبِإِذْنِرَبِّهِمْإِلَىٰصِرَٰطِٱلْعَزِيزِٱلْحَمِيدِ١
Elif-lâm-râ. kitâbün enzelnâhü ileyke lituhrice-nnâse mine-zzulümâti ile-nnûri biizni rabbihim ilâ sirâti-l’azîzi-lhamîd.

Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!

ٱللَّهِٱلَّذِىلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَوَيْلٌلِّلْكَـٰفِرِينَمِنْعَذَابٍشَدِيدٍ٢
Allâhi-llezî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veveylül lilkâfirîne min ’azâbin şedîd.

Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!

ٱلَّذِينَيَسْتَحِبُّونَٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاعَلَىٱلْـَٔاخِرَةِوَيَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِوَيَبْغُونَهَاعِوَجًاأُولَـٰٓئِكَفِىضَلَـٰلٍبَعِيدٍ٣
Ellezîne yestehibbûne-lhayâte-ddünyâ ’ale-l'âhirati veyesuddûne ’an sebîli-llâhi veyebgûnehâ ’ivecâ. ülâike fî dalâlim be’îd.

Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.

وَمَآأَرْسَلْنَامِنرَّسُولٍإِلَّابِلِسَانِقَوْمِهِلِيُبَيِّنَلَهُمْفَيُضِلُّٱللَّهُمَنيَشَآءُوَيَهْدِىمَنيَشَآءُوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٤
Vemâ erselnâ mir rasûlin illâ bilisâni kavmihî liyübeyyine lehüm. feyüdillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.

وَلَقَدْأَرْسَلْنَامُوسَىٰبِـَٔايَـٰتِنَآأَنْأَخْرِجْقَوْمَكَمِنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِوَذَكِّرْهُمبِأَيَّىٰمِٱللَّهِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّكُلِّصَبَّارٍشَكُورٍ٥
Velekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ en ahric kavmeke mine-zzulümâti ile-nnûri vezekkirhüm bieyyâmi-llâh. inne fî zâlike leâyâtil likülli sabbârin şekûr.

And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.

وَإِذْقَالَمُوسَىٰلِقَوْمِهِٱذْكُرُوانِعْمَةَٱللَّهِعَلَيْكُمْإِذْأَنجَىٰكُممِّنْءَالِفِرْعَوْنَيَسُومُونَكُمْسُوٓءَٱلْعَذَابِوَيُذَبِّحُونَأَبْنَآءَكُمْوَيَسْتَحْيُونَنِسَآءَكُمْوَفِىذَٰلِكُمبَلَآءٌمِّنرَّبِّكُمْعَظِيمٌ٦
Veiz kâle mûsâ likavmihi-zkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm iz encâküm min âli fir’avne yesûmûneküm sûe-l’azâbi veyüzebbihûne ebnâeküm veyestahyûne nisâeküm. vefî zâliküm belâüm mir rabbiküm ’azîm.

Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."

وَإِذْتَأَذَّنَرَبُّكُمْلَئِنشَكَرْتُمْلَأَزِيدَنَّكُمْوَلَئِنكَفَرْتُمْإِنَّعَذَابِىلَشَدِيدٌ٧
Veiz teezzene rabbüküm lein şekertüm leezîdenneküm velein kefertüm inne ’azâbî leşedîd.

Rabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.

وَقَالَمُوسَىٰٓإِنتَكْفُرُوٓاأَنتُمْوَمَنفِىٱلْأَرْضِجَمِيعًافَإِنَّٱللَّهَلَغَنِىٌّحَمِيدٌ٨
Vekâle mûsâ in tekfürû entüm vemen fi-l'ardi cemî’an feinne-llâhe leganiyyün hamîd.

Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.

أَلَمْيَأْتِكُمْنَبَؤُاٱلَّذِينَمِنقَبْلِكُمْقَوْمِنُوحٍوَعَادٍوَثَمُودَوَٱلَّذِينَمِنبَعْدِهِمْلَايَعْلَمُهُمْإِلَّاٱللَّهُجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَرَدُّوٓاأَيْدِيَهُمْفِىٓأَفْوَٰهِهِمْوَقَالُوٓاإِنَّاكَفَرْنَابِمَآأُرْسِلْتُمبِهِوَإِنَّالَفِىشَكٍّمِّمَّاتَدْعُونَنَآإِلَيْهِمُرِيبٍ٩
Elem ye'tiküm nebeü-llezîne min kabliküm kavmi nûhiv ve’âdiv vesemûd. vellezîne mim ba’dihim. lâ ya’lemühüm ille-llâh. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feraddû eydiyehüm fî efvâhihim vekâlû innâ kefernâ bimâ ürsiltüm bihî veinnâ lefî şekkim mimmâ ted’ûnenâ ileyhi mürîbün.

Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler.

قَالَتْرُسُلُهُمْأَفِىٱللَّهِشَكٌّفَاطِرِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَدْعُوكُمْلِيَغْفِرَلَكُممِّنذُنُوبِكُمْوَيُؤَخِّرَكُمْإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىقَالُوٓاإِنْأَنتُمْإِلَّابَشَرٌمِّثْلُنَاتُرِيدُونَأَنتَصُدُّونَاعَمَّاكَانَيَعْبُدُءَابَآؤُنَافَأْتُونَابِسُلْطَـٰنٍمُّبِينٍ١٠
Kâlet rusülühüm efi-llâhi şekkün fâtiri-ssemâvâti vel'ard. yed’ûküm liyagfira leküm min zünûbiküm veyüehhiraküm ilâ ecelim müsemmâ. kâlû in entüm illâ beşerum mislünâ. türîdûne en tesuddûnâ ’ammâ kâne ya’büdü âbâünâ fe'tûnâ bisültânim mübîn.

Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.

قَالَتْلَهُمْرُسُلُهُمْإِننَّحْنُإِلَّابَشَرٌمِّثْلُكُمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيَمُنُّعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِوَمَاكَانَلَنَآأَننَّأْتِيَكُمبِسُلْطَـٰنٍإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُؤْمِنُونَ١١
Kâlet lehüm rusülühüm in nahnü illâ beşerum mislüküm velâkinne-llâhe yemünnü ’alâ mey yeşâü min ’ibâdih. vemâ kâne lenâ en ne'tiyeküm bisültânin illâ biizni-llâh. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin."

وَمَالَنَآأَلَّانَتَوَكَّلَعَلَىٱللَّهِوَقَدْهَدَىٰنَاسُبُلَنَاوَلَنَصْبِرَنَّعَلَىٰمَآءَاذَيْتُمُونَاوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُتَوَكِّلُونَ١٢
Vemâ lenâ ellâ netevekkele ’ale-llâhi vekad hedânâ sübülenâ. velenasbiranne ’alâ mâ âzeytümûnâ. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.

"Bize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler."

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوالِرُسُلِهِمْلَنُخْرِجَنَّكُممِّنْأَرْضِنَآأَوْلَتَعُودُنَّفِىمِلَّتِنَافَأَوْحَىٰٓإِلَيْهِمْرَبُّهُمْلَنُهْلِكَنَّٱلظَّـٰلِمِينَ١٣
Vekâle-llezîne keferû lirusülihim lenuhricenneküm min ardinâ ev lete’ûdünne fî milletinâ. feevhâ ileyhim rabbühüm lenühlikenne-zzâlimîn.

İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُٱلْأَرْضَمِنبَعْدِهِمْذَٰلِكَلِمَنْخَافَمَقَامِىوَخَافَوَعِيدِ١٤
Velenüskinennekümü-l'arda mim ba’dihim. zâlike limen hâfe mekâmî vehâfe ve’îd.

İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.

وَٱسْتَفْتَحُواوَخَابَكُلُّجَبَّارٍعَنِيدٍ١٥
Vesteftehû vehâbe küllü cebbârin ’anîd.

Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.

مِّنوَرَآئِهِجَهَنَّمُوَيُسْقَىٰمِنمَّآءٍصَدِيدٍ١٦
Miv verâihî cehennemü veyüskâ mim mâin sadîd.

Ardında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir.

يَتَجَرَّعُهُوَلَايَكَادُيُسِيغُهُوَيَأْتِيهِٱلْمَوْتُمِنكُلِّمَكَانٍوَمَاهُوَبِمَيِّتٍوَمِنوَرَآئِهِعَذَابٌغَلِيظٌ١٧
Yetecerra’uhû velâ yekâdü yüsîguhû veye'tîhi-lmevtü min külli mekâniv vemâ hüve bimeyyit. vemiv verâihî ’azâbün galîz.

Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir.

مَّثَلُٱلَّذِينَكَفَرُوابِرَبِّهِمْأَعْمَـٰلُهُمْكَرَمَادٍٱشْتَدَّتْبِهِٱلرِّيحُفِىيَوْمٍعَاصِفٍلَّايَقْدِرُونَمِمَّاكَسَبُواعَلَىٰشَىْءٍذَٰلِكَهُوَٱلضَّلَـٰلُٱلْبَعِيدُ١٨
Meselü-llezîne keferû birabbihim a’mâlühüm keramâdin-şteddet bihi-rrîhu fî yevmin ’âsif. lâ yakdirûne mimmâ kesebû ’alâ şey'. zâlike hüve-ddalâlü-lbe’îd.

Rablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır.

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّإِنيَشَأْيُذْهِبْكُمْوَيَأْتِبِخَلْقٍجَدِيدٍ١٩
Elem tera enne-llâhe haleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. iy yeşe' yüzhibküm veye'ti bihalkin cedîd.

Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder.

وَمَاذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِبِعَزِيزٍ٢٠
Vemâ zâlike ’ale-llâhi bi’azîz.

Bu, Allah için güç değildir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay