Ra'd Suresi

43 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِوَٱلَّذِىٓأُنزِلَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَٱلْحَقُّوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايُؤْمِنُونَ١
Elif-lâm-mîm-râ. tilke âyâtü-lkitâb. vellezî ünzile ileyke mir rabbike-lhakku velâkinne eksera-nnâsi lâ yü'minûn.

Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.

ٱللَّهُٱلَّذِىرَفَعَٱلسَّمَـٰوَٰتِبِغَيْرِعَمَدٍتَرَوْنَهَاثُمَّٱسْتَوَىٰعَلَىٱلْعَرْشِوَسَخَّرَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَكُلٌّيَجْرِىلِأَجَلٍمُّسَمًّىيُدَبِّرُٱلْأَمْرَيُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّكُمبِلِقَآءِرَبِّكُمْتُوقِنُونَ٢
Allâhü-llezî rafe’a-ssemâvâti bigayri ’amedin teravnehâ sümme-stevâ ’ale-l’arşi vesehhara-şşemse velkamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. yüdebbiru-l'emra yüfessilü-l'âyâti le’alleküm bilikâi rabbiküm tûkinûn.

Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.

وَهُوَٱلَّذِىمَدَّٱلْأَرْضَوَجَعَلَفِيهَارَوَٰسِىَوَأَنْهَـٰرًاوَمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِجَعَلَفِيهَازَوْجَيْنِٱثْنَيْنِيُغْشِىٱلَّيْلَٱلنَّهَارَإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ٣
Vehüve-llezî medde-l'arda vece’ale fîhâ ravâsiye veenhârâ. vemin külli-ssemerâti ce’ale fîhâ zevceyni-sneyni yugşi-lleyle-nnehâr. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.

Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.

وَفِىٱلْأَرْضِقِطَعٌمُّتَجَـٰوِرَٰتٌوَجَنَّـٰتٌمِّنْأَعْنَـٰبٍوَزَرْعٌوَنَخِيلٌصِنْوَانٌوَغَيْرُصِنْوَانٍيُسْقَىٰبِمَآءٍوَٰحِدٍوَنُفَضِّلُبَعْضَهَاعَلَىٰبَعْضٍفِىٱلْأُكُلِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ٤
Vefi-l'ardi kita’um mütecâvirâtüv vecennâtüm min a’nâbiv vezer’uv venehîlün sinvânüv vegayru sinvâniy yüskâ bimâiv vâhid. venüfeddilü ba’dahâ ’alâ ba’din fi-l'ükül. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy ya’kilûn.

Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.

وَإِنتَعْجَبْفَعَجَبٌقَوْلُهُمْأَءِذَاكُنَّاتُرَٰبًاأَءِنَّالَفِىخَلْقٍجَدِيدٍأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَكَفَرُوابِرَبِّهِمْوَأُولَـٰٓئِكَٱلْأَغْلَـٰلُفِىٓأَعْنَاقِهِمْوَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٥
Vein ta’ceb fe’acebün kavlühüm eizâ künnâ türâben einnâ lefî halkin cedîd. ülâike-llezîne keferû birabbihim. veülâike-l'aglâlü fî a’nâkihim. veülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَبِٱلسَّيِّئَةِقَبْلَٱلْحَسَنَةِوَقَدْخَلَتْمِنقَبْلِهِمُٱلْمَثُلَـٰتُوَإِنَّرَبَّكَلَذُومَغْفِرَةٍلِّلنَّاسِعَلَىٰظُلْمِهِمْوَإِنَّرَبَّكَلَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٦
Veyesta’cilûneke bisseyyieti kable-lhaseneti vekad halet min kablihimü-lmesülât. veinne rabbeke lezû magfiratil linnâsi ’alâ zulmihim. veinne rabbeke leşedîdü-l’ikâb.

Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.

وَيَقُولُٱلَّذِينَكَفَرُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِٓإِنَّمَآأَنتَمُنذِرٌوَلِكُلِّقَوْمٍهَادٍ٧
Veyekûlü-llezîne keferû levlâ ünzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. innemâ ente münziruv velikülli kavmin hâd.

İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.

ٱللَّهُيَعْلَمُمَاتَحْمِلُكُلُّأُنثَىٰوَمَاتَغِيضُٱلْأَرْحَامُوَمَاتَزْدَادُوَكُلُّشَىْءٍعِندَهُبِمِقْدَارٍ٨
Allâhü ya’lemü mâ tahmilü küllü ünsâ vemâ tegîdu-l'erhâmü vemâ tezdâd. veküllü şey'in ’indehû bimikdâr.

Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.

عَـٰلِمُٱلْغَيْبِوَٱلشَّهَـٰدَةِٱلْكَبِيرُٱلْمُتَعَالِ٩
’âlimü-lgaybi veşşehâdeti-lkebîru-lmüte’âl.

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

سَوَآءٌمِّنكُممَّنْأَسَرَّٱلْقَوْلَوَمَنجَهَرَبِهِوَمَنْهُوَمُسْتَخْفٍبِٱلَّيْلِوَسَارِبٌبِٱلنَّهَارِ١٠
Sevâüm minküm men eserra-lkavle vemen cehera bihî vemen hüve müstahfim billeyli vesâribüm binnehâr.

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

لَهُمُعَقِّبَـٰتٌمِّنبَيْنِيَدَيْهِوَمِنْخَلْفِهِيَحْفَظُونَهُمِنْأَمْرِٱللَّهِإِنَّٱللَّهَلَايُغَيِّرُمَابِقَوْمٍحَتَّىٰيُغَيِّرُوامَابِأَنفُسِهِمْوَإِذَآأَرَادَٱللَّهُبِقَوْمٍسُوٓءًافَلَامَرَدَّلَهُوَمَالَهُممِّندُونِهِمِنوَالٍ١١
Lehû mü’akkibâtüm mim beyni yedeyhi vemin halfihî yahfezûnehû min emri-llâh. inne-llâhe lâ yügayyiru mâ bikavmin hattâ yügayyirû mâ bienfüsihim. veizâ erâde-llâhü bikavmin sûen felâ meradde leh. vemâ lehüm min dûnihî miv vâl.

Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.

هُوَٱلَّذِىيُرِيكُمُٱلْبَرْقَخَوْفًاوَطَمَعًاوَيُنشِئُٱلسَّحَابَٱلثِّقَالَ١٢
Hüve-llezî yürîkümü-lberka havfev vetame’av veyünşiü-ssehâbe-ssikâl.

Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.

وَيُسَبِّحُٱلرَّعْدُبِحَمْدِهِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُمِنْخِيفَتِهِوَيُرْسِلُٱلصَّوَٰعِقَفَيُصِيبُبِهَامَنيَشَآءُوَهُمْيُجَـٰدِلُونَفِىٱللَّهِوَهُوَشَدِيدُٱلْمِحَالِ١٣
Veyüsebbihu-rra’dü bihamdihî velmelâiketü min hîfetih. veyürsilu-ssavâ’ika feyüsîbü bihâ mey yeşâü vehüm yücâdilûne fi-llâh. vehüve şedîdü-lmihâl.

O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.

لَهُدَعْوَةُٱلْحَقِّوَٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِهِلَايَسْتَجِيبُونَلَهُمبِشَىْءٍإِلَّاكَبَـٰسِطِكَفَّيْهِإِلَىٱلْمَآءِلِيَبْلُغَفَاهُوَمَاهُوَبِبَـٰلِغِهِوَمَادُعَآءُٱلْكَـٰفِرِينَإِلَّافِىضَلَـٰلٍ١٤
Lehû da’vetü-lhakk. vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehüm bişey'in illâ kebâsiti keffeyhi ile-lmâi liyeblüga fâhü vemâ hüve bibâligih. vemâ dü’âü-lkâfirîne illâ fî dalâl.

Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.

وَلِلَّهِيَسْجُدُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِطَوْعًاوَكَرْهًاوَظِلَـٰلُهُمبِٱلْغُدُوِّوَٱلْـَٔاصَالِ١٥
Velillâhi yescüdü men fi-ssemâvâti vel'ardi tav’av vekerhev vezilâlühüm bilgudüvvi vel'esâl.

Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.

قُلْمَنرَّبُّٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِقُلِٱللَّهُقُلْأَفَٱتَّخَذْتُممِّندُونِهِٓأَوْلِيَآءَلَايَمْلِكُونَلِأَنفُسِهِمْنَفْعًاوَلَاضَرًّاقُلْهَلْيَسْتَوِىٱلْأَعْمَىٰوَٱلْبَصِيرُأَمْهَلْتَسْتَوِىٱلظُّلُمَـٰتُوَٱلنُّورُأَمْجَعَلُوالِلَّهِشُرَكَآءَخَلَقُواكَخَلْقِهِفَتَشَـٰبَهَٱلْخَلْقُعَلَيْهِمْقُلِٱللَّهُخَـٰلِقُكُلِّشَىْءٍوَهُوَٱلْوَٰحِدُٱلْقَهَّـٰرُ١٦
Kul mer rabbü-ssemâvâti vel'ard. kuli-llâh. kul efettehaztüm min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne lienfüsihim nef’av velâ darrâ. kul hel yestevi-l'a’mâ velbesîru em hel testevi-zzulümâtü vennûr. em ce’alû lillâhi şürakâe halekû kehalkihî feteşâbehe-lhalku ’aleyhim. kuli-llâhü hâliku külli şey'iv vehüve-lvâhidü-lkahhâr.

De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."

أَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَسَالَتْأَوْدِيَةٌبِقَدَرِهَافَٱحْتَمَلَٱلسَّيْلُزَبَدًارَّابِيًاوَمِمَّايُوقِدُونَعَلَيْهِفِىٱلنَّارِٱبْتِغَآءَحِلْيَةٍأَوْمَتَـٰعٍزَبَدٌمِّثْلُهُكَذَٰلِكَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْحَقَّوَٱلْبَـٰطِلَفَأَمَّاٱلزَّبَدُفَيَذْهَبُجُفَآءًوَأَمَّامَايَنفَعُٱلنَّاسَفَيَمْكُثُفِىٱلْأَرْضِكَذَٰلِكَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْأَمْثَالَ١٧
Enzele mine-ssemâi mâen fesâlet evdiyetüm bikaderihâ fahtemele-sseylü zebeder râbiyâ. vemimmâ yûkidûne ’aleyhi fi-nnâri-btigâe hilyetin ev metâ’in zebedüm mislüh. kezâlike yadribü-llâhü-lhakka velbâtil. feemme-zzebedü feyezhebü cüfââ. veemmâ mâ yenfe’u-nnâse feyemküsü fi-l'ard. kezâlike yadribü-llâhü-l'emsâl.

Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.

لِلَّذِينَٱسْتَجَابُوالِرَبِّهِمُٱلْحُسْنَىٰوَٱلَّذِينَلَمْيَسْتَجِيبُوالَهُلَوْأَنَّلَهُممَّافِىٱلْأَرْضِجَمِيعًاوَمِثْلَهُمَعَهُلَٱفْتَدَوْابِهِٓأُولَـٰٓئِكَلَهُمْسُوٓءُٱلْحِسَابِوَمَأْوَىٰهُمْجَهَنَّمُوَبِئْسَٱلْمِهَادُ١٨
Lillezîne-stecâbû lirabbihimü-lhusnâ. vellezîne lem yestecîbû lehû lev enne lehüm mâ fi-l'ardi cemî’av vemislehû me’ahû leftedev bih. ülâike lehüm sûü-lhisâbi veme'vâhüm cehennem. vebi'se-lmihâd.

Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!

أَفَمَنيَعْلَمُأَنَّمَآأُنزِلَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَٱلْحَقُّكَمَنْهُوَأَعْمَىٰٓإِنَّمَايَتَذَكَّرُأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ١٩
Efemey ya’lemü ennemâ ünzile ileyke mir rabbike-lhakku kemen hüve a’mâ. innemâ yetezekkeru ülü-l'elbâb.

Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.

ٱلَّذِينَيُوفُونَبِعَهْدِٱللَّهِوَلَايَنقُضُونَٱلْمِيثَـٰقَ٢٠
Ellezîne yûfûne bi’ahdi-llâhi velâ yenkudûne-lmîsâka.

Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay