Yûsuf Suresi

111 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِٱلْمُبِينِ١
Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Elif, Lam, Ra. Bunlar, gerçeği açıklayan Kitap'ın ayetleridir.

إِنَّآأَنزَلْنَـٰهُقُرْءَٰنًاعَرَبِيًّالَّعَلَّكُمْتَعْقِلُونَ٢
İnnâ enzelnâhü kur'ânen ’arabiyyel le’alleküm ta’kilûn.

Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.

نَحْنُنَقُصُّعَلَيْكَأَحْسَنَٱلْقَصَصِبِمَآأَوْحَيْنَآإِلَيْكَهَـٰذَاٱلْقُرْءَانَوَإِنكُنتَمِنقَبْلِهِلَمِنَٱلْغَـٰفِلِينَ٣
Nahnü nekussu ’aleyke ahsene-lkasasi bimâ evhaynâ ileyke hâze-lkur'ân. vein künte min kablihî lemine-lgâfilîn.

Biz bu Kuran'ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz.. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.

إِذْقَالَيُوسُفُلِأَبِيهِيَـٰٓأَبَتِإِنِّىرَأَيْتُأَحَدَعَشَرَكَوْكَبًاوَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَرَأَيْتُهُمْلِىسَـٰجِدِينَ٤
İz kâle yûsüfü liebîhi yâ ebeti innî raeytü ehade ’aşera kevkebev veşşemse velkamera raeytühüm lî sâcidîn.

Yusuf babasına: "Babacığım! "Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm" demişti.

قَالَيَـٰبُنَىَّلَاتَقْصُصْرُءْيَاكَعَلَىٰٓإِخْوَتِكَفَيَكِيدُوالَكَكَيْدًاإِنَّٱلشَّيْطَـٰنَلِلْإِنسَـٰنِعَدُوٌّمُّبِينٌ٥
Kâle yâ büneyye lâ taksus ru'yâke ’alâ ihvetike feyekîdû leke keydâ. inne-şşeytâne lil'insâni ’adüvvüm mübîn.

Babası şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır".

وَكَذَٰلِكَيَجْتَبِيكَرَبُّكَوَيُعَلِّمُكَمِنتَأْوِيلِٱلْأَحَادِيثِوَيُتِمُّنِعْمَتَهُعَلَيْكَوَعَلَىٰٓءَالِيَعْقُوبَكَمَآأَتَمَّهَاعَلَىٰٓأَبَوَيْكَمِنقَبْلُإِبْرَٰهِيمَوَإِسْحَـٰقَإِنَّرَبَّكَعَلِيمٌحَكِيمٌ٦
Vekezâlike yectebîke rabbüke veyü’allimüke min te'vîli-l'ehâdîsi veyütimmü ni’metehû ’aleyke ve’alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ ’alâ ebeveyke min kablü ibrâhîme veishâk. inne rabbeke ’alîmün hakîm.

"Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir."

لَّقَدْكَانَفِىيُوسُفَوَإِخْوَتِهِٓءَايَـٰتٌلِّلسَّآئِلِينَ٧
Lekad kâne fî yûsüfe veihvetihî âyâtül lissâilîn.

And olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır.

إِذْقَالُوالَيُوسُفُوَأَخُوهُأَحَبُّإِلَىٰٓأَبِينَامِنَّاوَنَحْنُعُصْبَةٌإِنَّأَبَانَالَفِىضَلَـٰلٍمُّبِينٍ٨
İz kâlû leyûsüfü veehûhü ehabbü ilâ ebînâ minnâ venahnü ’usbeh. inne ebânâ lefî dalâlim mübîn.

Kardeşleri demişlerdi ki: "Yusuf ve özkardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir."

ٱقْتُلُوايُوسُفَأَوِٱطْرَحُوهُأَرْضًايَخْلُلَكُمْوَجْهُأَبِيكُمْوَتَكُونُوامِنبَعْدِهِقَوْمًاصَـٰلِحِينَ٩
Uktülû yûsüfe evi-trahûhü arday yahlü leküm vechü ebîküm vetekûnû mim ba’dihî kavmen sâlihîn.

"Yusuf'u öldürün veya onu ıssız bir yere bırakıverin ki babanız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz"

قَالَقَآئِلٌمِّنْهُمْلَاتَقْتُلُوايُوسُفَوَأَلْقُوهُفِىغَيَـٰبَتِٱلْجُبِّيَلْتَقِطْهُبَعْضُٱلسَّيَّارَةِإِنكُنتُمْفَـٰعِلِينَ١٠
Kâle kâilüm minhüm lâ taktülû yûsüfe veelkûhü fî gayâbeti-lcübbi yeltekithü ba’du-sseyyârati in küntüm fâ’ilîn.

İçlerinden biri: "Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur" dedi.

قَالُوايَـٰٓأَبَانَامَالَكَلَاتَأْمَنَّاعَلَىٰيُوسُفَوَإِنَّالَهُلَنَـٰصِحُونَ١١
Kâlû yâ ebânâ mâ leke lâ te'mennâ ’alâ yûsüfe veinnâ lehû lenâsihûn.

Bunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler.

أَرْسِلْهُمَعَنَاغَدًايَرْتَعْوَيَلْعَبْوَإِنَّالَهُلَحَـٰفِظُونَ١٢
Ersilhü me’anâ gadey yerta’ veyel’ab veinnâ lehû lehâfizûn.

Bunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler.

قَالَإِنِّىلَيَحْزُنُنِىٓأَنتَذْهَبُوابِهِوَأَخَافُأَنيَأْكُلَهُٱلذِّئْبُوَأَنتُمْعَنْهُغَـٰفِلُونَ١٣
Kâle innî leyahzününî en tezhebû bihî veehâfü ey ye'külehü-zzi'bü veentüm ’anhü gâfilûn.

Babaları, "Onu götürmeniz beni üzüyor; siz farkına varmadan onu kurdun yemesinden korkarım" dedi.

قَالُوالَئِنْأَكَلَهُٱلذِّئْبُوَنَحْنُعُصْبَةٌإِنَّآإِذًالَّخَـٰسِرُونَ١٤
Kâlû lein ekelehü-zzi'bü venahnü ’usbetün innâ izel lehâsirûn.

"And olsun ki, biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayılırız" dediler.

فَلَمَّاذَهَبُوابِهِوَأَجْمَعُوٓاأَنيَجْعَلُوهُفِىغَيَـٰبَتِٱلْجُبِّوَأَوْحَيْنَآإِلَيْهِلَتُنَبِّئَنَّهُمبِأَمْرِهِمْهَـٰذَاوَهُمْلَايَشْعُرُونَ١٥
Felemmâ zehebû bihî veecme’û ey yec’alûhü fî gayâbeti-lcübb. veevhaynâ ileyhi letünebbiennehüm biemrihim hâzâ vehüm lâ yeş’urûn.

Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.

وَجَآءُوٓأَبَاهُمْعِشَآءًيَبْكُونَ١٦
Vecâû ebâhüm ’işâey yebkûn.

Akşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler.

قَالُوايَـٰٓأَبَانَآإِنَّاذَهَبْنَانَسْتَبِقُوَتَرَكْنَايُوسُفَعِندَمَتَـٰعِنَافَأَكَلَهُٱلذِّئْبُوَمَآأَنتَبِمُؤْمِنٍلَّنَاوَلَوْكُنَّاصَـٰدِقِينَ١٧
Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku veteraknâ yûsüfe ’inde metâ’inâ feekelehü-zzi'b. vemâ ente bimü'minil lenâ velev künnâ sâdikîn.

Akşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler.

وَجَآءُوعَلَىٰقَمِيصِهِبِدَمٍكَذِبٍقَالَبَلْسَوَّلَتْلَكُمْأَنفُسُكُمْأَمْرًافَصَبْرٌجَمِيلٌوَٱللَّهُٱلْمُسْتَعَانُعَلَىٰمَاتَصِفُونَ١٨
Vecâû ’alâ kamîsihî bidemin kâzib. kâle bel sevvelet leküm enfüsüküm emrâ. fesabrun cemîl. vellâhü-lmüste’ânü ’alâ mâ tesifûn.

Üzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" dedi.

وَجَآءَتْسَيَّارَةٌفَأَرْسَلُواوَارِدَهُمْفَأَدْلَىٰدَلْوَهُقَالَيَـٰبُشْرَىٰهَـٰذَاغُلَـٰمٌوَأَسَرُّوهُبِضَـٰعَةًوَٱللَّهُعَلِيمٌبِمَايَعْمَلُونَ١٩
Vecâet seyyâratün feerselû vâridehüm feedlâ delveh. kâle yâ büşrâ hâzâ gulâm. veeserrûhü bidâ’ah. vellâhü ’alîmüm bimâ ya’melûn.

Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya saldı, "Müjde! İşte bir oğlan" dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir.

وَشَرَوْهُبِثَمَنٍبَخْسٍدَرَٰهِمَمَعْدُودَةٍوَكَانُوافِيهِمِنَٱلزَّٰهِدِينَ٢٠
Veşeravhü bisemenim bahsin derâhime ma’dûdeh. vekânû fîhi mine-zzâhidîn.

Onu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay