Hûd Suresi

123 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓركِتَـٰبٌأُحْكِمَتْءَايَـٰتُهُثُمَّفُصِّلَتْمِنلَّدُنْحَكِيمٍخَبِيرٍ١
Elif-lâm-râ. kitâbün uhkimet âyâtühû sümme füssilet mil ledün hakîmin habîr.

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

أَلَّاتَعْبُدُوٓاإِلَّاٱللَّهَإِنَّنِىلَكُممِّنْهُنَذِيرٌوَبَشِيرٌ٢
Ellâ ta’büdû ille-llâh. innenî leküm minhü nezîruv vebeşîr.

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

وَأَنِٱسْتَغْفِرُوارَبَّكُمْثُمَّتُوبُوٓاإِلَيْهِيُمَتِّعْكُممَّتَـٰعًاحَسَنًاإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىوَيُؤْتِكُلَّذِىفَضْلٍفَضْلَهُوَإِنتَوَلَّوْافَإِنِّىٓأَخَافُعَلَيْكُمْعَذَابَيَوْمٍكَبِيرٍ٣
Veeni-stagfirû rabbeküm sümme tûbû ileyhi yümetti’küm metâ’an hasenen ilâ ecelim müsemmev veyü'ti külle zî fadlin fadleh. vein tevellev feinnî ehâfü ’aleyküm ’azâbe yevmin kebîr.

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

إِلَىٱللَّهِمَرْجِعُكُمْوَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٤
İle-llâhi merci’uküm. vehüve ’alâ külli şey'in kadîr.

Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir.

أَلَآإِنَّهُمْيَثْنُونَصُدُورَهُمْلِيَسْتَخْفُوامِنْهُأَلَاحِينَيَسْتَغْشُونَثِيَابَهُمْيَعْلَمُمَايُسِرُّونَوَمَايُعْلِنُونَإِنَّهُعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ٥
Elâ innehüm yesnûne sudûrahüm liyestahfû minh. elâ hîne yestagşûne siyâbehüm ya’lemü mâ yüsirrûne vemâ yü’linûne. innehû ’alîmüm bizâti-ssudûr.

Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir.

وَمَامِندَآبَّةٍفِىٱلْأَرْضِإِلَّاعَلَىٱللَّهِرِزْقُهَاوَيَعْلَمُمُسْتَقَرَّهَاوَمُسْتَوْدَعَهَاكُلٌّفِىكِتَـٰبٍمُّبِينٍ٦
Vemâ min dâbbetin fi-l'ardi illâ ’ale-llâhi rizkuhâ veya’lemü müstekarrahâ vemüstevde’ahâ. küllün fî kitâbim mübîn.

Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah'a aittir. O, canlıları babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta iken de bilir. Her şey apaçık bir Kitaptadır.

وَهُوَٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَفِىسِتَّةِأَيَّامٍوَكَانَعَرْشُهُعَلَىٱلْمَآءِلِيَبْلُوَكُمْأَيُّكُمْأَحْسَنُعَمَلًاوَلَئِنقُلْتَإِنَّكُممَّبْعُوثُونَمِنبَعْدِٱلْمَوْتِلَيَقُولَنَّٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنْهَـٰذَآإِلَّاسِحْرٌمُّبِينٌ٧
Vehüve-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmiv vekâne ’arşühû ’ale-lmâi liyeblüveküm eyyüküm ahsenü ’amelâ. velein kulte inneküm meb’ûsûne mim ba’di-lmevti leyekûlenne-llezîne keferû in hâzâ illâ sihrum mübîn.

Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler.

وَلَئِنْأَخَّرْنَاعَنْهُمُٱلْعَذَابَإِلَىٰٓأُمَّةٍمَّعْدُودَةٍلَّيَقُولُنَّمَايَحْبِسُهُٓأَلَايَوْمَيَأْتِيهِمْلَيْسَمَصْرُوفًاعَنْهُمْوَحَاقَبِهِممَّاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ٨
Velein ehharnâ ’anhümü-l’azâbe ilâ ümmetim ma’dûdetil leyekûlünne mâ yahbisüh. elâ yevme ye'tîhim leyse masrûfen ’anhüm vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

And olsun ki, onların azabını sayılı bir süreye kadar ertelesek, "Onu alıkoyan nedir?" derler. Bilin ki, onlara azab geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir.

وَلَئِنْأَذَقْنَاٱلْإِنسَـٰنَمِنَّارَحْمَةًثُمَّنَزَعْنَـٰهَامِنْهُإِنَّهُلَيَـُٔوسٌكَفُورٌ٩
Velein ezakne-l'insâne minnâ rahmeten sümme neza’nâhâ minh. innehû leyeûsün kefûr.

And olsun ki, insana nimetimizi tattırır sonra onu ondan çekip alırsak, o şüphesiz umutsuz bir nanköre döner.

وَلَئِنْأَذَقْنَـٰهُنَعْمَآءَبَعْدَضَرَّآءَمَسَّتْهُلَيَقُولَنَّذَهَبَٱلسَّيِّـَٔاتُعَنِّىٓإِنَّهُلَفَرِحٌفَخُورٌ١٠
Velein ezaknâhü na’mâe ba’de darrâe messethü leyekûlenne zehebe-sseyyiâtü ’annî. innehû leferihun fehûr.

Başına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak, "Musibetler başımdan gitti" der; doğrusu o, şımarıp böbürlenen biridir.

إِلَّاٱلَّذِينَصَبَرُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِأُولَـٰٓئِكَلَهُممَّغْفِرَةٌوَأَجْرٌكَبِيرٌ١١
İlle-llezîne saberû ve’amilu-ssâlihâti. ülâike lehüm magfiratüv veecrun kebîr.

Bunların dışında, sabredip iyi işler işleyen kimseler, işte onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.

فَلَعَلَّكَتَارِكٌبَعْضَمَايُوحَىٰٓإِلَيْكَوَضَآئِقٌبِهِصَدْرُكَأَنيَقُولُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِكَنزٌأَوْجَآءَمَعَهُمَلَكٌإِنَّمَآأَنتَنَذِيرٌوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍوَكِيلٌ١٢
Fele’alleke târiküm ba’da mâ yûhâ ileyke vedâikum bihî sadruke ey yekûlû levlâ ünzile ’aleyhi kenzün ev câe me’ahû melek. innemâ ente nezîr. vellâhü ’alâ külli şey'iv vekîl.

Putperestlerin: "Ona bir hazine indirilmeli veya yanında bir melek gelmeli değil miydi?" demelerinden senin kalbin daralır ve belki de sana vahyolunanın bir kısmını terkedecek olursun. Sen ancak bir uyarıcısın, Allah her şeye vekildir.

أَمْيَقُولُونَٱفْتَرَىٰهُقُلْفَأْتُوابِعَشْرِسُوَرٍمِّثْلِهِمُفْتَرَيَـٰتٍوَٱدْعُوامَنِٱسْتَطَعْتُممِّندُونِٱللَّهِإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١٣
Em yekûlûne-fterâh. kul fe'tû bi’aşri süverim mislihî müfterayâtiv ved’û meni-steta’tüm min dûni-llâhi in küntüm sâdikîn.

Senin için: "Onu uydurdu" diyorlar, öyle mi? De ki: "Öyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."

فَإِلَّمْيَسْتَجِيبُوالَكُمْفَٱعْلَمُوٓاأَنَّمَآأُنزِلَبِعِلْمِٱللَّهِوَأَنلَّآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَفَهَلْأَنتُممُّسْلِمُونَ١٤
Feillem yestecîbû leküm fa’lemû ennemâ ünzile bi’ilmi-llâhi veel lâ ilâhe illâ hû. fehel entüm müslimûn.

Söylediğinizi yapamazlarsa, bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka tanrı yoktur, artık müslümansınız değil mi?

مَنكَانَيُرِيدُٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاوَزِينَتَهَانُوَفِّإِلَيْهِمْأَعْمَـٰلَهُمْفِيهَاوَهُمْفِيهَالَايُبْخَسُونَ١٥
Men kâne yürîdü-lhayâte-ddünyâ vezînetehâ nüveffi ileyhim a’mâlehüm fîhâ vehüm fîhâ lâ yübhasûn.

Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz; onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَلَيْسَلَهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِإِلَّاٱلنَّارُوَحَبِطَمَاصَنَعُوافِيهَاوَبَـٰطِلٌمَّاكَانُوايَعْمَلُونَ١٦
Ülâike-llezîne leyse lehüm fi-l'âhirati ille-nnâr. vehabita mâ sane’û fîhâ vebâtilüm mâ kânû ya’melûn.

İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır.

أَفَمَنكَانَعَلَىٰبَيِّنَةٍمِّنرَّبِّهِوَيَتْلُوهُشَاهِدٌمِّنْهُوَمِنقَبْلِهِكِتَـٰبُمُوسَىٰٓإِمَامًاوَرَحْمَةًأُولَـٰٓئِكَيُؤْمِنُونَبِهِوَمَنيَكْفُرْبِهِمِنَٱلْأَحْزَابِفَٱلنَّارُمَوْعِدُهُفَلَاتَكُفِىمِرْيَةٍمِّنْهُإِنَّهُٱلْحَقُّمِنرَّبِّكَوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايُؤْمِنُونَ١٧
Efemen kâne ’alâ beyyinetim mir rabbihî veyetlûhü şâhidüm minhü vemin kablihî kitâbü mûsâ imâmev verahmeh. ülâike yü'minûne bih. vemey yekfür bihî mine-l'ahzâbi felnâru mev’idüh. felâ tekü fî miryetim minhü innehü-lhakku mir rabbike velâkinne eksera-nnâsi lâ yü'minûn.

Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Musa'nın Kitap'ı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kuran'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.

وَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأُولَـٰٓئِكَيُعْرَضُونَعَلَىٰرَبِّهِمْوَيَقُولُٱلْأَشْهَـٰدُهَـٰٓؤُلَآءِٱلَّذِينَكَذَبُواعَلَىٰرَبِّهِمْأَلَالَعْنَةُٱللَّهِعَلَىٱلظَّـٰلِمِينَ١٨
Vemen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi kezibâ. ülâike yü’radûne ’alâ rabbihim veyekûlü-l'eşhâdü hâülâi-llezîne kezebû ’alâ rabbihim. elâ la’netü-llâhi ’ale-zzâlimîn.

Yalan söyleyerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? İşte bunlar Rablerine götürülürler ve şahidler: "Rablerine yalan söyleyenler bunlardır" derler. Bilin ki Allah'ın laneti haksızlık yapanlaradır.

ٱلَّذِينَيَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِوَيَبْغُونَهَاعِوَجًاوَهُمبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْكَـٰفِرُونَ١٩
Ellezîne yesuddûne ’an sebîli-llâhi veyebgûnehâ ’ivecâ. vehüm bil'âhirati hüm kâfirûn.

Bunlar Allah'ın yolundan alıkorlar ve o yolu eğriltmeğe çalışırlar; işte onlar ahireti inkar edenlerdir.

أُولَـٰٓئِكَلَمْيَكُونُوامُعْجِزِينَفِىٱلْأَرْضِوَمَاكَانَلَهُممِّندُونِٱللَّهِمِنْأَوْلِيَآءَيُضَـٰعَفُلَهُمُٱلْعَذَابُمَاكَانُوايَسْتَطِيعُونَٱلسَّمْعَوَمَاكَانُوايُبْصِرُونَ٢٠
Ülâike lem yekûnû mü’cizîne fi-l'ardi vemâ kâne lehüm min dûni-llâhi min evliyâ'. yüdâ’afü lehümü-l’azâb. mâ kânû yestetî’ûne-ssem’a vemâ kânû yübsirûn.

Bunlar yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamazlar. Allah'dan başka kendilerini kurtaracak dostları da yoktur. Azab onlara kat kat verilir; işitemezler ve göremezlerdi.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay