Yûnus Suresi

109 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِٱلْحَكِيمِ١
Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lhakîm.

Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.

أَكَانَلِلنَّاسِعَجَبًاأَنْأَوْحَيْنَآإِلَىٰرَجُلٍمِّنْهُمْأَنْأَنذِرِٱلنَّاسَوَبَشِّرِٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَنَّلَهُمْقَدَمَصِدْقٍعِندَرَبِّهِمْقَالَٱلْكَـٰفِرُونَإِنَّهَـٰذَالَسَـٰحِرٌمُّبِينٌ٢
Ekâne linnâsi ’aceben en evhaynâ ilâ racülim minhüm en enziri-nnâse vebeşşiri-llezîne âmenû enne lehüm kademe sidkin ’inde rabbihim. kâle-lkâfirûne inne hâzâ lesâhirum mübîn.

İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?

إِنَّرَبَّكُمُٱللَّهُٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَفِىسِتَّةِأَيَّامٍثُمَّٱسْتَوَىٰعَلَىٱلْعَرْشِيُدَبِّرُٱلْأَمْرَمَامِنشَفِيعٍإِلَّامِنبَعْدِإِذْنِهِذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبُّكُمْفَٱعْبُدُوهُأَفَلَاتَذَكَّرُونَ٣
İnne rabbekümü-llâhü-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmin sümme-stevâ ’ale-l’arşi yüdebbiru-l'emr. mâ min şefî’in illâ mim ba’di iznih. zâlikümü-llâhü rabbüküm fa’büdûh. efelâ tezekkerûn.

Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?

إِلَيْهِمَرْجِعُكُمْجَمِيعًاوَعْدَٱللَّهِحَقًّاإِنَّهُيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُلِيَجْزِىَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِبِٱلْقِسْطِوَٱلَّذِينَكَفَرُوالَهُمْشَرَابٌمِّنْحَمِيمٍوَعَذَابٌأَلِيمٌبِمَاكَانُوايَكْفُرُونَ٤
İleyhi merci’uküm cemî’â. va’de-llâhi hakkâ. innehû yebdeü-lhalka sümme yü’îdühû liyecziye-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti bilkist. vellezîne keferû lehüm şerâbüm min hamîmiv ve’azâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.

Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.

هُوَٱلَّذِىجَعَلَٱلشَّمْسَضِيَآءًوَٱلْقَمَرَنُورًاوَقَدَّرَهُمَنَازِلَلِتَعْلَمُواعَدَدَٱلسِّنِينَوَٱلْحِسَابَمَاخَلَقَٱللَّهُذَٰلِكَإِلَّابِٱلْحَقِّيُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَعْلَمُونَ٥
Hüve-llezî ce’ale-şşemse diyâev velkamera nûrav vekadderahû menâzile lita’lemû ’adede-ssinîne velhisâb. mâ haleka-llâhü zâlike illâ bilhakk. yüfessilü-l'âyâti likavmiy ya’lemûn.

Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.

إِنَّفِىٱخْتِلَـٰفِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَمَاخَلَقَٱللَّهُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَتَّقُونَ٦
İnne fi-htilâfi-lleyli vennehâri vemâ haleka-llâhü fi-ssemâvâti vel'ardi leâyâtil likavmiy yettekûn.

Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.

إِنَّٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَاوَرَضُوابِٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَٱطْمَأَنُّوابِهَاوَٱلَّذِينَهُمْعَنْءَايَـٰتِنَاغَـٰفِلُونَ٧
İnne-llezîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddünyâ vatmeennû bihâ vellezîne hüm ’an âyâtinâ gâfilûn.

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

أُولَـٰٓئِكَمَأْوَىٰهُمُٱلنَّارُبِمَاكَانُوايَكْسِبُونَ٨
Ülâike me'vâhümü-nnâru bimâ kânû yeksibûn.

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِيَهْدِيهِمْرَبُّهُمبِإِيمَـٰنِهِمْتَجْرِىمِنتَحْتِهِمُٱلْأَنْهَـٰرُفِىجَنَّـٰتِٱلنَّعِيمِ٩
İnne-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti yehdîhim rabbühüm biîmânihim. tecrî min tahtihimü-l'enhâru fî cennâti-nne’îm.

İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.

دَعْوَىٰهُمْفِيهَاسُبْحَـٰنَكَٱللَّهُمَّوَتَحِيَّتُهُمْفِيهَاسَلَـٰمٌوَءَاخِرُدَعْوَىٰهُمْأَنِٱلْحَمْدُلِلَّهِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ١٠
Da’vâhüm fîhâ sübhâneke-llâhümme vetehiyyetühüm fîhâ selâm. veâhiru da’vâhüm eni-lhamdü lillâhi rabbi-l’âlemîn.

Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.

وَلَوْيُعَجِّلُٱللَّهُلِلنَّاسِٱلشَّرَّٱسْتِعْجَالَهُمبِٱلْخَيْرِلَقُضِىَإِلَيْهِمْأَجَلُهُمْفَنَذَرُٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَافِىطُغْيَـٰنِهِمْيَعْمَهُونَ١١
Velev yü’accilü-llâhü linnâsi-şşerra-sti’câlehüm bilhayri lekudiye ileyhim ecelühüm. fenezeru-llezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn.

İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.

وَإِذَامَسَّٱلْإِنسَـٰنَٱلضُّرُّدَعَانَالِجَنبِهِٓأَوْقَاعِدًاأَوْقَآئِمًافَلَمَّاكَشَفْنَاعَنْهُضُرَّهُمَرَّكَأَنلَّمْيَدْعُنَآإِلَىٰضُرٍّمَّسَّهُكَذَٰلِكَزُيِّنَلِلْمُسْرِفِينَمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٢
Veizâ messe-l'insâne-ddurru de’ânâ licembihî ev kâ’iden ev kâimen. felemmâ keşefnâ ’anhü durrahû merra keel lem yed’unâ ilâ durrim messeh. kezâlike züyyine lilmüsrifîne mâ kânû ya’melûn.

İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.

وَلَقَدْأَهْلَكْنَاٱلْقُرُونَمِنقَبْلِكُمْلَمَّاظَلَمُواوَجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِوَمَاكَانُوالِيُؤْمِنُواكَذَٰلِكَنَجْزِىٱلْقَوْمَٱلْمُجْرِمِينَ١٣
Velekad ehlekne-lkurûne min kabliküm lemmâ zalemû vecâethüm rusülühüm bilbeyyinâti vemâ kânû liyü'minû. kezâlike neczi-lkavme-lmücrimîn.

And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.

ثُمَّجَعَلْنَـٰكُمْخَلَـٰٓئِفَفِىٱلْأَرْضِمِنبَعْدِهِمْلِنَنظُرَكَيْفَتَعْمَلُونَ١٤
Sümme ce’alnâküm halâife fi-l'ardi mim ba’dihim linenzura keyfe ta’melûn.

Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.

وَإِذَاتُتْلَىٰعَلَيْهِمْءَايَاتُنَابَيِّنَـٰتٍقَالَٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَاٱئْتِبِقُرْءَانٍغَيْرِهَـٰذَآأَوْبَدِّلْهُقُلْمَايَكُونُلِىٓأَنْأُبَدِّلَهُمِنتِلْقَآئِنَفْسِىٓإِنْأَتَّبِعُإِلَّامَايُوحَىٰٓإِلَىَّإِنِّىٓأَخَافُإِنْعَصَيْتُرَبِّىعَذَابَيَوْمٍعَظِيمٍ١٥
Veizâ tütlâ ’aleyhim âyâtünâ beyyinâtin kâle-llezîne lâ yercûne likâene-'ti bikur'ânin gayri hâzâ ev beddilh. kul mâ yekûnü lî en übeddilehû min tilkâi nefsî. in ettebi’u illâ mâ yûhâ ileyy. innî ehâfü in ’asaytü rabbî ’azâbe yevmin ’azîm.

Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."

قُللَّوْشَآءَٱللَّهُمَاتَلَوْتُهُعَلَيْكُمْوَلَآأَدْرَىٰكُمبِهِفَقَدْلَبِثْتُفِيكُمْعُمُرًامِّنقَبْلِهِٓأَفَلَاتَعْقِلُونَ١٦
Kul lev şâe-llâhü mâ televtühû ’aleyküm velâ edrâküm bih. fekad lebistü fîküm ’umüram min kablih. efelâ ta’kilûn.

De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"

فَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَوْكَذَّبَبِـَٔايَـٰتِهِٓإِنَّهُلَايُفْلِحُٱلْمُجْرِمُونَ١٧
Femen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi keziben ev kezzebe biâyâtih. innehû lâ yüflihu-lmücrimûn.

Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.

وَيَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِمَالَايَضُرُّهُمْوَلَايَنفَعُهُمْوَيَقُولُونَهَـٰٓؤُلَآءِشُفَعَـٰٓؤُنَاعِندَٱللَّهِقُلْأَتُنَبِّـُٔونَٱللَّهَبِمَالَايَعْلَمُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَلَافِىٱلْأَرْضِسُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ١٨
Veya’büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yedurruhüm velâ yenfe’uhüm veyekûlûne hâülâi şüfe’âünâ ’inde-llâh. kul etünebbiûne-llâhe bimâ lâ ya’lemü fi-ssemâvâti velâ fi-l'ard. sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yüşrikûn.

Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.

وَمَاكَانَٱلنَّاسُإِلَّآأُمَّةًوَٰحِدَةًفَٱخْتَلَفُواوَلَوْلَاكَلِمَةٌسَبَقَتْمِنرَّبِّكَلَقُضِىَبَيْنَهُمْفِيمَافِيهِيَخْتَلِفُونَ١٩
Vemâ kâne-nnâsü illâ ümmetev vâhideten fahtelefû. velevlâ kelimetün sebekat mir rabbike lekudiye beynehüm fîmâ fîhi yahtelifûn.

İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.

وَيَقُولُونَلَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِفَقُلْإِنَّمَاٱلْغَيْبُلِلَّهِفَٱنتَظِرُوٓاإِنِّىمَعَكُممِّنَٱلْمُنتَظِرِينَ٢٠
Veyekûlûne levlâ ünzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. fekul inneme-lgaybü lillâhi fentezirû. innî me’aküm mine-lmüntezirîn.

"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay