İsrâ Suresi

111 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
سُبْحَـٰنَٱلَّذِىٓأَسْرَىٰبِعَبْدِهِلَيْلًامِّنَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِإِلَىٱلْمَسْجِدِٱلْأَقْصَاٱلَّذِىبَـٰرَكْنَاحَوْلَهُلِنُرِيَهُمِنْءَايَـٰتِنَآإِنَّهُهُوَٱلسَّمِيعُٱلْبَصِيرُ١
Sübhâne-llezî esrâ bi’abdihî leylem mine-lmescidi-lharâmi ile-lmescidi-l'akse-llezî bâraknâ havlehû linüriyehû min âyâtinâ. innehû hüve-ssemî’u-lbesîr.

Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.

وَءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَوَجَعَلْنَـٰهُهُدًىلِّبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَأَلَّاتَتَّخِذُوامِندُونِىوَكِيلًا٢
Veâteynâ mûse-lkitâbe vece’alnâhü hüdel libenî isrâîle ellâ tettehizû min dûnî vekîlâ.

Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.

ذُرِّيَّةَمَنْحَمَلْنَامَعَنُوحٍإِنَّهُكَانَعَبْدًاشَكُورًا٣
Zürriyyete men hamelnâ me’a nûh. innehû kâne ’abden şekûrâ.

Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.

وَقَضَيْنَآإِلَىٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَفِىٱلْكِتَـٰبِلَتُفْسِدُنَّفِىٱلْأَرْضِمَرَّتَيْنِوَلَتَعْلُنَّعُلُوًّاكَبِيرًا٤
Vekadaynâ ilâ benî isrâîle fi-lkitâbi letüfsidünne fi-l'ardi merrateyni veleta’lünne ’ulüvven kebîrâ.

İsrailoğullarına Kitap'da: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik.

فَإِذَاجَآءَوَعْدُأُولَىٰهُمَابَعَثْنَاعَلَيْكُمْعِبَادًالَّنَآأُولِىبَأْسٍشَدِيدٍفَجَاسُواخِلَـٰلَٱلدِّيَارِوَكَانَوَعْدًامَّفْعُولًا٥
Feizâ câe va’dü ûlâhümâ be’asnâ ’aleyküm ’ibâdel lenâ ülî be'sin şedîdin fecâsû hilâle-ddiyâr. vekâne va’dem mef’ûlâ.

"Bu ikiden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir."

ثُمَّرَدَدْنَالَكُمُٱلْكَرَّةَعَلَيْهِمْوَأَمْدَدْنَـٰكُمبِأَمْوَٰلٍوَبَنِينَوَجَعَلْنَـٰكُمْأَكْثَرَنَفِيرًا٦
Sümme radednâ lekümü-lkerrate ’aleyhim veemdednâküm biemvâliv vebenîne vece’alnâküm eksera nefîrâ.

"Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız."

إِنْأَحْسَنتُمْأَحْسَنتُمْلِأَنفُسِكُمْوَإِنْأَسَأْتُمْفَلَهَافَإِذَاجَآءَوَعْدُٱلْـَٔاخِرَةِلِيَسُـٓـُٔواوُجُوهَكُمْوَلِيَدْخُلُواٱلْمَسْجِدَكَمَادَخَلُوهُأَوَّلَمَرَّةٍوَلِيُتَبِّرُوامَاعَلَوْاتَتْبِيرًا٧
İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm vein ese'tüm felehâ. feizâ câe va’dü-l'âhirati liyesûû vucûheküm veliyedhulü-lmescide kemâ dehalûhü evvele merrativ veliyütebbirû mâ ’alev tetbîrâ.

İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.

عَسَىٰرَبُّكُمْأَنيَرْحَمَكُمْوَإِنْعُدتُّمْعُدْنَاوَجَعَلْنَاجَهَنَّمَلِلْكَـٰفِرِينَحَصِيرًا٨
’asâ rabbüküm ey yerhameküm. vein ’uttüm ’udnâ. vece’alnâ cehenneme lilkâfirîne hasîrâ.

Umulur ki Rabbiniz size acır; ama siz dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi, inkarcılara bir zindan kılmışızdır.

إِنَّهَـٰذَاٱلْقُرْءَانَيَهْدِىلِلَّتِىهِىَأَقْوَمُوَيُبَشِّرُٱلْمُؤْمِنِينَٱلَّذِينَيَعْمَلُونَٱلصَّـٰلِحَـٰتِأَنَّلَهُمْأَجْرًاكَبِيرًا٩
İnne hâze-lkur'âne yehdî lilletî hiye akvemü veyübeşşiru-lmü'minîne-llezîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehüm ecran kebîrâ.

Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

وَأَنَّٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِأَعْتَدْنَالَهُمْعَذَابًاأَلِيمًا١٠
Veenne-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati a’tednâ lehüm ’azâben elîmâ.

Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

وَيَدْعُٱلْإِنسَـٰنُبِٱلشَّرِّدُعَآءَهُبِٱلْخَيْرِوَكَانَٱلْإِنسَـٰنُعَجُولًا١١
Veyed’u-l'insânü bişşerri dü’âehû bilhayr. vekâne-l'insânü ’acûlâ.

İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.

وَجَعَلْنَاٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَءَايَتَيْنِفَمَحَوْنَآءَايَةَٱلَّيْلِوَجَعَلْنَآءَايَةَٱلنَّهَارِمُبْصِرَةًلِّتَبْتَغُوافَضْلًامِّنرَّبِّكُمْوَلِتَعْلَمُواعَدَدَٱلسِّنِينَوَٱلْحِسَابَوَكُلَّشَىْءٍفَصَّلْنَـٰهُتَفْصِيلًا١٢
Vece’alne-lleyle vennehâra âyeteyni femehavnâ âyete-lleyli vece’alnâ âyete-nnehâri mübsiratel litebtegû fadlem mir rabbiküm velita’lemû ’adede-ssinîne velhisâb. vekülle şey'in fessalnâhü tefsîlâ.

Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.

وَكُلَّإِنسَـٰنٍأَلْزَمْنَـٰهُطَـٰٓئِرَهُفِىعُنُقِهِوَنُخْرِجُلَهُيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِكِتَـٰبًايَلْقَىٰهُمَنشُورًا١٣
Vekülle insânin elzemnâhü tâirahû fî ’unükih. venuhricü lehû yevme-lkiyâmeti kitâbey yelkâhü menşûrâ.

Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.

ٱقْرَأْكِتَـٰبَكَكَفَىٰبِنَفْسِكَٱلْيَوْمَعَلَيْكَحَسِيبًا١٤
İkra' kitâbek. kefâ binefsike-lyevme ’aleyke hasîbâ.

"Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."

مَّنِٱهْتَدَىٰفَإِنَّمَايَهْتَدِىلِنَفْسِهِوَمَنضَلَّفَإِنَّمَايَضِلُّعَلَيْهَاوَلَاتَزِرُوَازِرَةٌوِزْرَأُخْرَىٰوَمَاكُنَّامُعَذِّبِينَحَتَّىٰنَبْعَثَرَسُولًا١٥
Meni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle feinnemâ yedillü ’aleyhâ. velâ teziru vâziratüv vizra uhrâ. vemâ künnâ mü’azzibîne hattâ neb’ase rasûlâ.

Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.

وَإِذَآأَرَدْنَآأَننُّهْلِكَقَرْيَةًأَمَرْنَامُتْرَفِيهَافَفَسَقُوافِيهَافَحَقَّعَلَيْهَاٱلْقَوْلُفَدَمَّرْنَـٰهَاتَدْمِيرًا١٦
Veizâ eradnâ en nühlike karyeten emernâ mütrafîhâ fefesekû fîhâ fehakka ’aleyhe-lkavlü fedemmernâhâ tedmîrâ.

Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.

وَكَمْأَهْلَكْنَامِنَٱلْقُرُونِمِنبَعْدِنُوحٍوَكَفَىٰبِرَبِّكَبِذُنُوبِعِبَادِهِخَبِيرًابَصِيرًا١٧
Vekem ehleknâ mine-lkurûni mim ba’di nûh. vekefâ birabbike bizünûbi ’ibâdihî habîram besîrâ.

Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.

مَّنكَانَيُرِيدُٱلْعَاجِلَةَعَجَّلْنَالَهُفِيهَامَانَشَآءُلِمَننُّرِيدُثُمَّجَعَلْنَالَهُجَهَنَّمَيَصْلَىٰهَامَذْمُومًامَّدْحُورًا١٨
Men kâne yürîdü-l’âcilete ’accelnâ lehû fîhâ mâ neşâü limen nürîdü sümme ce’alnâ lehû cehennem. yaslâhâ mezmûmem medhûrâ.

Dünyayı isteyene istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer.

وَمَنْأَرَادَٱلْـَٔاخِرَةَوَسَعَىٰلَهَاسَعْيَهَاوَهُوَمُؤْمِنٌفَأُولَـٰٓئِكَكَانَسَعْيُهُممَّشْكُورًا١٩
Vemen erâde-l'âhirate vese’â lehâ sa’yehâ vehüve mü'minün feülâike kâne sa’yühüm meşkûrâ.

Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer.

كُلًّانُّمِدُّهَـٰٓؤُلَآءِوَهَـٰٓؤُلَآءِمِنْعَطَآءِرَبِّكَوَمَاكَانَعَطَآءُرَبِّكَمَحْظُورًا٢٠
Küllen nümiddü hâülâi vehâülâi min ’atâi rabbik. vemâ kâne ’atâü rabbike mahzûrâ.

Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay