Kehf Suresi

110 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىٓأَنزَلَعَلَىٰعَبْدِهِٱلْكِتَـٰبَوَلَمْيَجْعَللَّهُعِوَجَا١
Elhamdü lillâhi-llezî enzele ’alâ ’abdihi-lkitâbe velem yec’al lehû ’ivecâ.

Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.

قَيِّمًالِّيُنذِرَبَأْسًاشَدِيدًامِّنلَّدُنْهُوَيُبَشِّرَٱلْمُؤْمِنِينَٱلَّذِينَيَعْمَلُونَٱلصَّـٰلِحَـٰتِأَنَّلَهُمْأَجْرًاحَسَنًا٢
Kayyimel liyünzira be'sen şedîdem mil ledünhü veyübeşşira-lmü'minîne-llezîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehüm ecran hasenâ.

Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.

مَّـٰكِثِينَفِيهِأَبَدًا٣
Mâkisîne fîhi ebedâ.

Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.

وَيُنذِرَٱلَّذِينَقَالُواٱتَّخَذَٱللَّهُوَلَدًا٤
Veyünzira-llezîne kâlü-ttehaze-llâhü veledâ.

Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.

مَّالَهُمبِهِمِنْعِلْمٍوَلَالِـَٔابَآئِهِمْكَبُرَتْكَلِمَةًتَخْرُجُمِنْأَفْوَٰهِهِمْإِنيَقُولُونَإِلَّاكَذِبًا٥
Mâ lehüm bihî min ’ilmiv velâ liâbâihim. kebürat kelimeten tahrucü min efvâhihim. iy yekûlûne illâ kezibâ.

Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.

فَلَعَلَّكَبَـٰخِعٌنَّفْسَكَعَلَىٰٓءَاثَـٰرِهِمْإِنلَّمْيُؤْمِنُوابِهَـٰذَاٱلْحَدِيثِأَسَفًا٦
Fele’alleke bâhi’un nefseke ’alâ âsârihim il lem yü'minû bihâze-lhadîsi esefâ.

Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!

إِنَّاجَعَلْنَامَاعَلَىٱلْأَرْضِزِينَةًلَّهَالِنَبْلُوَهُمْأَيُّهُمْأَحْسَنُعَمَلًا٧
İnnâ ce’alnâ mâ ’ale-l'ardi zînetel lehâ lineblüvehüm eyyühüm ahsenü ’amelâ.

İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.

وَإِنَّالَجَـٰعِلُونَمَاعَلَيْهَاصَعِيدًاجُرُزًا٨
Veinnâ lecâ’ilûne mâ ’aleyhâ sa’îden cüruzâ.

Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.

أَمْحَسِبْتَأَنَّأَصْحَـٰبَٱلْكَهْفِوَٱلرَّقِيمِكَانُوامِنْءَايَـٰتِنَاعَجَبًا٩
Em hasibte enne ashâbe-lkehfi verrakîmi kânû min âyâtinâ ’acebâ.

Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?

إِذْأَوَىٱلْفِتْيَةُإِلَىٱلْكَهْفِفَقَالُوارَبَّنَآءَاتِنَامِنلَّدُنكَرَحْمَةًوَهَيِّئْلَنَامِنْأَمْرِنَارَشَدًا١٠
İz eve-lfityetü ile-lkehfi fekâlû rabbenâ âtinâ mil ledünke rahmetev veheyyi' lenâ min emrinâ raşedâ.

Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi.

فَضَرَبْنَاعَلَىٰٓءَاذَانِهِمْفِىٱلْكَهْفِسِنِينَعَدَدًا١١
Fedarabnâ ’alâ âzânihim fi-lkehfi sinîne ’adedâ.

Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.

ثُمَّبَعَثْنَـٰهُمْلِنَعْلَمَأَىُّٱلْحِزْبَيْنِأَحْصَىٰلِمَالَبِثُوٓاأَمَدًا١٢
Sümme be’asnâhüm lina’leme eyyü-lhizbeyni ahsâ limâ lebisû emedâ.

Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.

نَّحْنُنَقُصُّعَلَيْكَنَبَأَهُمبِٱلْحَقِّإِنَّهُمْفِتْيَةٌءَامَنُوابِرَبِّهِمْوَزِدْنَـٰهُمْهُدًى١٣
Nahnü nekussu ’aleyke nebeehüm bilhakk. innehüm fityetün âmenû birabbihim vezidnâhüm hüdâ.

Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

وَرَبَطْنَاعَلَىٰقُلُوبِهِمْإِذْقَامُوافَقَالُوارَبُّنَارَبُّٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِلَننَّدْعُوَامِندُونِهِٓإِلَـٰهًالَّقَدْقُلْنَآإِذًاشَطَطًا١٤
Verabatnâ ’alâ kulûbihim iz kâmû fekâlû rabbünâ rabbü-ssemâvâti vel'ardi len ned’uve min dûnihî ilâhel lekad kulnâ izen şetatâ.

Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

هَـٰٓؤُلَآءِقَوْمُنَاٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓءَالِهَةًلَّوْلَايَأْتُونَعَلَيْهِمبِسُلْطَـٰنٍبَيِّنٍفَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًا١٥
Hâülâi kavmüne-ttehazû min dûnihî âliheh. levlâ ye'tûne ’aleyhim bisültânim beyyin. femen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi kezibâ.

Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"

وَإِذِٱعْتَزَلْتُمُوهُمْوَمَايَعْبُدُونَإِلَّاٱللَّهَفَأْوُٓاإِلَىٱلْكَهْفِيَنشُرْلَكُمْرَبُّكُممِّنرَّحْمَتِهِوَيُهَيِّئْلَكُممِّنْأَمْرِكُممِّرْفَقًا١٦
Veizi-’tezeltümûhüm vemâ ya’büdûne ille-llâhe fe'vû ile-lkehfi yenşür leküm rabbüküm mir rahmetihî veyüheyyi' leküm min emriküm mirfekâ.

Onlara: "Siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, bunun için mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin" denildi.

وَتَرَىٱلشَّمْسَإِذَاطَلَعَتتَّزَٰوَرُعَنكَهْفِهِمْذَاتَٱلْيَمِينِوَإِذَاغَرَبَتتَّقْرِضُهُمْذَاتَٱلشِّمَالِوَهُمْفِىفَجْوَةٍمِّنْهُذَٰلِكَمِنْءَايَـٰتِٱللَّهِمَنيَهْدِٱللَّهُفَهُوَٱلْمُهْتَدِوَمَنيُضْلِلْفَلَنتَجِدَلَهُوَلِيًّامُّرْشِدًا١٧
Vetera-şşemse izâ tale’at tezâveru ’an kehfihim zâte-lyemîni veizâ garabet takriduhüm zâte-şşimâli vehüm fî fecvetim minh. zâlike min âyâti-llâh. mey yehdi-llâhü fehüve-lmühted. vemey yudlil felen tecide lehû veliyyem mürşidâ.

Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah'ın mucizelerindendir; Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.

وَتَحْسَبُهُمْأَيْقَاظًاوَهُمْرُقُودٌوَنُقَلِّبُهُمْذَاتَٱلْيَمِينِوَذَاتَٱلشِّمَالِوَكَلْبُهُمبَـٰسِطٌذِرَاعَيْهِبِٱلْوَصِيدِلَوِٱطَّلَعْتَعَلَيْهِمْلَوَلَّيْتَمِنْهُمْفِرَارًاوَلَمُلِئْتَمِنْهُمْرُعْبًا١٨
Vetahsebühüm eykâzav vehüm rukûd. venükallibühüm zâte-lyemîni vezâte-şşimâl. vekelbühüm bâsitun zirâ’ayhi bilvesîd. levi-ttala’te ’aleyhim levelleyte minhüm firârav velemüli'te minhüm ru’bâ.

Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın.

وَكَذَٰلِكَبَعَثْنَـٰهُمْلِيَتَسَآءَلُوابَيْنَهُمْقَالَقَآئِلٌمِّنْهُمْكَمْلَبِثْتُمْقَالُوالَبِثْنَايَوْمًاأَوْبَعْضَيَوْمٍقَالُوارَبُّكُمْأَعْلَمُبِمَالَبِثْتُمْفَٱبْعَثُوٓاأَحَدَكُمبِوَرِقِكُمْهَـٰذِهِٓإِلَىٱلْمَدِينَةِفَلْيَنظُرْأَيُّهَآأَزْكَىٰطَعَامًافَلْيَأْتِكُمبِرِزْقٍمِّنْهُوَلْيَتَلَطَّفْوَلَايُشْعِرَنَّبِكُمْأَحَدًا١٩
Vekezâlike be’asnâhüm liyetesâelû beynehüm. kâle kâilüm minhüm kem lebistüm. kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevm. kâlû rabbüküm a’lemü bimâ lebistüm feb’asû ehadeküm biverikiküm hâzihî ile-lmedîneti felyenzur eyyühâ ezkâ ta’âmen felye'tiküm birizkim minhü velyetelettaf velâ yüş’iranne biküm ehadâ.

Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler.

إِنَّهُمْإِنيَظْهَرُواعَلَيْكُمْيَرْجُمُوكُمْأَوْيُعِيدُوكُمْفِىمِلَّتِهِمْوَلَنتُفْلِحُوٓاإِذًاأَبَدًا٢٠
İnnehüm iy yazherû ’aleyküm yercümûküm ev yü’îdûküm fî milletihim velen tüflihû izen ebedâ.

"Zira onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak öldürürler veya dinlerine döndürürler ve bu takdirde asla kurtulamazsınız."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay