Kâf Suresi

45 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
قٓوَٱلْقُرْءَانِٱلْمَجِيدِ١
Kâf. velkur'âni-lmecîd.

Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.

بَلْعَجِبُوٓاأَنجَآءَهُممُّنذِرٌمِّنْهُمْفَقَالَٱلْكَـٰفِرُونَهَـٰذَاشَىْءٌعَجِيبٌ٢
Bel ’acibû en câehüm münzirum minhüm fekâle-lkâfirûne hâzâ şey'ün ’acîb.

Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.

أَءِذَامِتْنَاوَكُنَّاتُرَابًاذَٰلِكَرَجْعٌبَعِيدٌ٣
Eizâ mitnâ vekünnâ türâbâ. zâlike rac’um be’îd.

Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.

قَدْعَلِمْنَامَاتَنقُصُٱلْأَرْضُمِنْهُمْوَعِندَنَاكِتَـٰبٌحَفِيظٌ٤
Kad ’alimnâ mâ tenkusu-l'ardu minhüm. ve’indenâ kitâbün hafîz.

Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.

بَلْكَذَّبُوابِٱلْحَقِّلَمَّاجَآءَهُمْفَهُمْفِىٓأَمْرٍمَّرِيجٍ٥
Bel kezzebû bilhakki lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.

Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

أَفَلَمْيَنظُرُوٓاإِلَىٱلسَّمَآءِفَوْقَهُمْكَيْفَبَنَيْنَـٰهَاوَزَيَّنَّـٰهَاوَمَالَهَامِنفُرُوجٍ٦
Efelem yenzurû ile-ssemâi fevkahüm keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min fürûc.

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.

وَٱلْأَرْضَمَدَدْنَـٰهَاوَأَلْقَيْنَافِيهَارَوَٰسِىَوَأَنبَتْنَافِيهَامِنكُلِّزَوْجٍبَهِيجٍ٧
Vel'arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli zevcim behîc.

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

تَبْصِرَةًوَذِكْرَىٰلِكُلِّعَبْدٍمُّنِيبٍ٨
Tebsiratev vezikrâ likülli ’abdim münîb.

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

وَنَزَّلْنَامِنَٱلسَّمَآءِمَآءًمُّبَـٰرَكًافَأَنبَتْنَابِهِجَنَّـٰتٍوَحَبَّٱلْحَصِيدِ٩
Venezzelnâ mine-ssemâi mâem mübâraken feembetnâ bihî cennâtiv vehabbe-lhasîd.

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

وَٱلنَّخْلَبَاسِقَـٰتٍلَّهَاطَلْعٌنَّضِيدٌ١٠
Vennahle bâsikâtil lehâ tal’un nedîd.

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

رِّزْقًالِّلْعِبَادِوَأَحْيَيْنَابِهِبَلْدَةًمَّيْتًاكَذَٰلِكَٱلْخُرُوجُ١١
Rizkal lil’ibâdi veahyeynâ bihî beldetem meytâ. kezâlike-lhurûc.

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

كَذَّبَتْقَبْلَهُمْقَوْمُنُوحٍوَأَصْحَـٰبُٱلرَّسِّوَثَمُودُ١٢
Kezzebet kablehüm kavmü nûhiv veashâbü-rrassi vesemûd.

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

وَعَادٌوَفِرْعَوْنُوَإِخْوَٰنُلُوطٍ١٣
Ve’âdüv vefir’avnü veihvânü lût.

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

وَأَصْحَـٰبُٱلْأَيْكَةِوَقَوْمُتُبَّعٍكُلٌّكَذَّبَٱلرُّسُلَفَحَقَّوَعِيدِ١٤
Veashâbü-l'eyketi vekavmü tübba’. küllün kezzebe-rrusüle fehakka ve’îd.

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

أَفَعَيِينَابِٱلْخَلْقِٱلْأَوَّلِبَلْهُمْفِىلَبْسٍمِّنْخَلْقٍجَدِيدٍ١٥
Efe’ayînâ bilhalki-l'evvel. bel hüm fî lebsim min halkin cedîd.

Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.

وَلَقَدْخَلَقْنَاٱلْإِنسَـٰنَوَنَعْلَمُمَاتُوَسْوِسُبِهِنَفْسُهُوَنَحْنُأَقْرَبُإِلَيْهِمِنْحَبْلِٱلْوَرِيدِ١٦
Velekad halakne-l'insâne vena’lemü mâ tüvesvisü bihî nefsüh. venahnü akrabü ileyhi min habli-lverîd.

And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.

إِذْيَتَلَقَّىٱلْمُتَلَقِّيَانِعَنِٱلْيَمِينِوَعَنِٱلشِّمَالِقَعِيدٌ١٧
İz yetelekke-lmütelekkiyâni ’ani-lyemîni ve’ani-şşimâli ka’îd.

Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.

مَّايَلْفِظُمِنقَوْلٍإِلَّالَدَيْهِرَقِيبٌعَتِيدٌ١٨
Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbün ’atîd.

Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.

وَجَآءَتْسَكْرَةُٱلْمَوْتِبِٱلْحَقِّذَٰلِكَمَاكُنتَمِنْهُتَحِيدُ١٩
Vecâet sekratü-lmevt bilhakk. zâlike mâ künte minhü tehîd.

Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.

وَنُفِخَفِىٱلصُّورِذَٰلِكَيَوْمُٱلْوَعِيدِ٢٠
Venüfiha fi-ssûr. zâlike yevmü-lve’îd.

Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay