Enbiyâ Suresi

112 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱقْتَرَبَلِلنَّاسِحِسَابُهُمْوَهُمْفِىغَفْلَةٍمُّعْرِضُونَ١
İkterabe linnâsi hisâbühüm vehüm fî gafletim mü’ridûn.

İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.

مَايَأْتِيهِممِّنذِكْرٍمِّنرَّبِّهِممُّحْدَثٍإِلَّاٱسْتَمَعُوهُوَهُمْيَلْعَبُونَ٢
Mâ ye'tîhim min zikrim mir rabbihim muhdesin ille-steme’ûhü vehüm yel’abûn.

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

لَاهِيَةًقُلُوبُهُمْوَأَسَرُّواٱلنَّجْوَىٱلَّذِينَظَلَمُواهَلْهَـٰذَآإِلَّابَشَرٌمِّثْلُكُمْأَفَتَأْتُونَٱلسِّحْرَوَأَنتُمْتُبْصِرُونَ٣
Lâhiyeten kulûbühüm. veeserrü-nnecvâ. ellezîne zalemû. hel hâzâ illâ beşer mislüküm. efete'tûne-ssihra veentüm tübsirûn.

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

قَالَرَبِّىيَعْلَمُٱلْقَوْلَفِىٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٤
Kâle rabbî ya’lemü-lkavle fi-ssemâi vel'ard. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.

بَلْقَالُوٓاأَضْغَـٰثُأَحْلَـٰمٍبَلِٱفْتَرَىٰهُبَلْهُوَشَاعِرٌفَلْيَأْتِنَابِـَٔايَةٍكَمَآأُرْسِلَٱلْأَوَّلُونَ٥
Bel kâlû adgâsü ahlâmim beli-fterâhü bel hüve şâ’ir. felye'tinâ biâyetin kemâ ürsile-l'evvelûn.

Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.

مَآءَامَنَتْقَبْلَهُممِّنقَرْيَةٍأَهْلَكْنَـٰهَآأَفَهُمْيُؤْمِنُونَ٦
Mâ âmenet kablehüm min karyetin ehleknâhâ. efehüm yü'minûn.

Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?

وَمَآأَرْسَلْنَاقَبْلَكَإِلَّارِجَالًانُّوحِىٓإِلَيْهِمْفَسْـَٔلُوٓاأَهْلَٱلذِّكْرِإِنكُنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٧
Vemâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehle-zzikri in küntüm lâ ta’lemûn.

Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.

وَمَاجَعَلْنَـٰهُمْجَسَدًالَّايَأْكُلُونَٱلطَّعَامَوَمَاكَانُواخَـٰلِدِينَ٨
Vemâ ce’alnâhüm cesedel lâ ye'külûne-tta’âme vemâ kânû hâlidîn.

Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.

ثُمَّصَدَقْنَـٰهُمُٱلْوَعْدَفَأَنجَيْنَـٰهُمْوَمَننَّشَآءُوَأَهْلَكْنَاٱلْمُسْرِفِينَ٩
Sümme sadaknâhümü-lva’de feenceynâhüm vemen neşâü veehlekne-lmüsrifîn.

Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.

لَقَدْأَنزَلْنَآإِلَيْكُمْكِتَـٰبًافِيهِذِكْرُكُمْأَفَلَاتَعْقِلُونَ١٠
Lekad enzelnâ ileyküm kitâben fîhi zikruküm. efelâ ta’kilûn.

And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?

وَكَمْقَصَمْنَامِنقَرْيَةٍكَانَتْظَالِمَةًوَأَنشَأْنَابَعْدَهَاقَوْمًاءَاخَرِينَ١١
Vekem kasamnâ min karyetin kânet zâlimetev veenşe'nâ ba’dehâ kavmen âharîn.

Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.

فَلَمَّآأَحَسُّوابَأْسَنَآإِذَاهُممِّنْهَايَرْكُضُونَ١٢
Felemmâ ehassû be'senâ izâ hüm minhâ yerküdûn.

Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.

لَاتَرْكُضُواوَٱرْجِعُوٓاإِلَىٰمَآأُتْرِفْتُمْفِيهِوَمَسَـٰكِنِكُمْلَعَلَّكُمْتُسْـَٔلُونَ١٣
Lâ terküdû verci’û ilâ mâ ütriftüm fîhi vemesâkiniküm le’alleküm tüs'elûn.

"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.

قَالُوايَـٰوَيْلَنَآإِنَّاكُنَّاظَـٰلِمِينَ١٤
Kâlû yâ veylenâ innâ künnâ zâlimîn.

"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.

فَمَازَالَتتِّلْكَدَعْوَىٰهُمْحَتَّىٰجَعَلْنَـٰهُمْحَصِيدًاخَـٰمِدِينَ١٥
Femâ zâlet tilke da’vâhüm hattâ ce’alnâhüm hasîden hâmidîn.

Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.

وَمَاخَلَقْنَاٱلسَّمَآءَوَٱلْأَرْضَوَمَابَيْنَهُمَالَـٰعِبِينَ١٦
Vemâ halakne-ssemâe vel'arda vemâ beynehümâ lâ’ibîn.

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

لَوْأَرَدْنَآأَننَّتَّخِذَلَهْوًالَّٱتَّخَذْنَـٰهُمِنلَّدُنَّآإِنكُنَّافَـٰعِلِينَ١٧
Lev eradnâ en nettehize lehvel lettehaznâhü mil ledünnâ. in künnâ fâ’ilîn.

Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.

بَلْنَقْذِفُبِٱلْحَقِّعَلَىٱلْبَـٰطِلِفَيَدْمَغُهُفَإِذَاهُوَزَاهِقٌوَلَكُمُٱلْوَيْلُمِمَّاتَصِفُونَ١٨
Bel nakzifü bilhakki ’ale-lbâtili feyedmeguhû feizâ hüve zâhik. velekümü-lveylü mimmâ tesifûn.

Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!

وَلَهُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَنْعِندَهُلَايَسْتَكْبِرُونَعَنْعِبَادَتِهِوَلَايَسْتَحْسِرُونَ١٩
Velehû men fi-ssemâvâti vel'ard. vemen ’indehû lâ yestekbirûne ’an ’ibâdetihî velâ yestahsirûn.

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.

يُسَبِّحُونَٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَلَايَفْتُرُونَ٢٠
Yüsebbihûne-lleyle vennehâra lâ yeftürûn.

Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay