Furkân Suresi

77 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
تَبَارَكَٱلَّذِىنَزَّلَٱلْفُرْقَانَعَلَىٰعَبْدِهِلِيَكُونَلِلْعَـٰلَمِينَنَذِيرًا١
Tebârake-llezî nezzele-lfürkâne ’alâ ’abdihî liyekûne lil’âlemîne nezîrâ.

Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

ٱلَّذِىلَهُمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلَمْيَتَّخِذْوَلَدًاوَلَمْيَكُنلَّهُشَرِيكٌفِىٱلْمُلْكِوَخَلَقَكُلَّشَىْءٍفَقَدَّرَهُتَقْدِيرًا٢
Ellezî lehû mülkü-ssemâvâti vel'ardi velem yettehiz veledev velem yekül lehû şerîkün fi-lmülki vehaleka külle şey'in fekadderahû takdîrâ.

Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

وَٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓءَالِهَةًلَّايَخْلُقُونَشَيْـًٔاوَهُمْيُخْلَقُونَوَلَايَمْلِكُونَلِأَنفُسِهِمْضَرًّاوَلَانَفْعًاوَلَايَمْلِكُونَمَوْتًاوَلَاحَيَوٰةًوَلَانُشُورًا٣
Vettehazû min dûnihî âlihetel lâ yahlükûne şey'ev vehüm yuhlekûne velâ yemlikûne lienfüsihim darrav velâ nef’av velâ yemlikûne mevtev velâ hayâtev velâ nüşûrâ.

Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنْهَـٰذَآإِلَّآإِفْكٌٱفْتَرَىٰهُوَأَعَانَهُعَلَيْهِقَوْمٌءَاخَرُونَفَقَدْجَآءُوظُلْمًاوَزُورًا٤
Vekâle-llezîne keferû in hâzâ illâ ifkün-fterâhü vee’ânehû ’aleyhi kavmün âharûn. fekad câû zulmev vezûrâ.

İnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

وَقَالُوٓاأَسَـٰطِيرُٱلْأَوَّلِينَٱكْتَتَبَهَافَهِىَتُمْلَىٰعَلَيْهِبُكْرَةًوَأَصِيلًا٥
Vekâlû esâtîru-l'evvelîne-ktetebehâ fehiye tümlâ ’aleyhi bükratev veesîlâ.

"Kuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

قُلْأَنزَلَهُٱلَّذِىيَعْلَمُٱلسِّرَّفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِإِنَّهُكَانَغَفُورًارَّحِيمًا٦
Kul enzelehü-llezî ya’lemü-ssirra fi-ssemâvâti vel'ard. innehû kâne gafûrar rahîmâ.

De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."

وَقَالُوامَالِهَـٰذَاٱلرَّسُولِيَأْكُلُٱلطَّعَامَوَيَمْشِىفِىٱلْأَسْوَاقِلَوْلَآأُنزِلَإِلَيْهِمَلَكٌفَيَكُونَمَعَهُنَذِيرًا٧
Vekâlû mâ lihâze-rrasûli ye'külu-tta’âme veyemşî fi-l'esvâk. levlâ ünzile ileyhi melekün feyekûne me’ahû nezîrâ.

Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

أَوْيُلْقَىٰٓإِلَيْهِكَنزٌأَوْتَكُونُلَهُجَنَّةٌيَأْكُلُمِنْهَاوَقَالَٱلظَّـٰلِمُونَإِنتَتَّبِعُونَإِلَّارَجُلًامَّسْحُورًا٨
Ev yülkâ ileyhi kenzün ev tekûnü lehû cennetüy ye'külü minhâ. vekâle-zzâlimûne in tettebi’ûne illâ racülem meshûrâ.

Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

ٱنظُرْكَيْفَضَرَبُوالَكَٱلْأَمْثَـٰلَفَضَلُّوافَلَايَسْتَطِيعُونَسَبِيلًا٩
Ünzur keyfe darabû leke-l'emsâle fedallû felâ yestetî’ûne sebîlâ.

Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.

تَبَارَكَٱلَّذِىٓإِنشَآءَجَعَلَلَكَخَيْرًامِّنذَٰلِكَجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُوَيَجْعَللَّكَقُصُورًا١٠
Tebârake-llezî in şâe ce’ale leke hayram min zâlike cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru veyec’al leke kusûrâ.

Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.

بَلْكَذَّبُوابِٱلسَّاعَةِوَأَعْتَدْنَالِمَنكَذَّبَبِٱلسَّاعَةِسَعِيرًا١١
Bel kezzebû bissâ’ati vea’tednâ limen kezzebe bissâ’ati se’îrâ.

Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.

إِذَارَأَتْهُممِّنمَّكَانٍبَعِيدٍسَمِعُوالَهَاتَغَيُّظًاوَزَفِيرًا١٢
İzâ raethüm mim mekânim be’îdin semi’û lehâ tegayyüzav vezefîrâ.

Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

وَإِذَآأُلْقُوامِنْهَامَكَانًاضَيِّقًامُّقَرَّنِينَدَعَوْاهُنَالِكَثُبُورًا١٣
Veizâ ülkû minhâ mekânen dayyikam mükarranîne de’av hünâlike sübûrâ.

Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.

لَّاتَدْعُواٱلْيَوْمَثُبُورًاوَٰحِدًاوَٱدْعُواثُبُورًاكَثِيرًا١٤
Lâ ted’ü-lyevme sübûrav vâhidev ved’û sübûran kesîrâ.

"Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir.

قُلْأَذَٰلِكَخَيْرٌأَمْجَنَّةُٱلْخُلْدِٱلَّتِىوُعِدَٱلْمُتَّقُونَكَانَتْلَهُمْجَزَآءًوَمَصِيرًا١٥
Kul ezâlike hayrun em cennetü-lhuldi-lletî vu’ide-lmüttekûn. kânet lehüm cezâev vemesîrâ.

De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?"

لَّهُمْفِيهَامَايَشَآءُونَخَـٰلِدِينَكَانَعَلَىٰرَبِّكَوَعْدًامَّسْـُٔولًا١٦
Lehüm fîhâ mâ yeşâûne hâlidîn. kâne ’alâ rabbike va’dem mes'ûlâ.

Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.

وَيَوْمَيَحْشُرُهُمْوَمَايَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِفَيَقُولُءَأَنتُمْأَضْلَلْتُمْعِبَادِىهَـٰٓؤُلَآءِأَمْهُمْضَلُّواٱلسَّبِيلَ١٧
Veyevme yahşüruhüm vemâ ya’büdûne min dûni-llâhi feyekûlü eentüm adleltüm ’ibâdî hâülâi em hüm dallü-ssebîl.

O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.

قَالُواسُبْحَـٰنَكَمَاكَانَيَنبَغِىلَنَآأَننَّتَّخِذَمِندُونِكَمِنْأَوْلِيَآءَوَلَـٰكِنمَّتَّعْتَهُمْوَءَابَآءَهُمْحَتَّىٰنَسُواٱلذِّكْرَوَكَانُواقَوْمًابُورًا١٨
Kâlû sübhâneke mâ kâne yembegî lenâ en nettehize min dûnike min evliyâe velâkim metta’tehüm veâbâehüm hattâ nesü-zzikr. vekânû kavmem bûrâ.

Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.

فَقَدْكَذَّبُوكُمبِمَاتَقُولُونَفَمَاتَسْتَطِيعُونَصَرْفًاوَلَانَصْرًاوَمَنيَظْلِممِّنكُمْنُذِقْهُعَذَابًاكَبِيرًا١٩
Fekad kezzebûküm bimâ tekûlûne femâ testetî’ûne sarfev velâ nasrâ. vemey yazlim minküm nüzikhü ’azâben kebîrâ.

"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.

وَمَآأَرْسَلْنَاقَبْلَكَمِنَٱلْمُرْسَلِينَإِلَّآإِنَّهُمْلَيَأْكُلُونَٱلطَّعَامَوَيَمْشُونَفِىٱلْأَسْوَاقِوَجَعَلْنَابَعْضَكُمْلِبَعْضٍفِتْنَةًأَتَصْبِرُونَوَكَانَرَبُّكَبَصِيرًا٢٠
Vemâ erselnâ kableke mine-lmürselîne illâ innehüm leye'külûne-tta’âme veyemşûne fi-l'esvâk. vece’alnâ ba’daküm liba’din fitneh. etasbirûn. vekâne rabbüke besîrâ.

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay