Şuarâ Suresi

227 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
طسٓمٓ١
Tâ-sîn-mîm.

Ta, Sin, Mim.

تِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِٱلْمُبِينِ٢
Tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.

لَعَلَّكَبَـٰخِعٌنَّفْسَكَأَلَّايَكُونُوامُؤْمِنِينَ٣
Le’alleke bâhi’un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.

İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.

إِننَّشَأْنُنَزِّلْعَلَيْهِممِّنَٱلسَّمَآءِءَايَةًفَظَلَّتْأَعْنَـٰقُهُمْلَهَاخَـٰضِعِينَ٤
İn neşe' nünezzil ’aleyhim mine-ssemâi âyeten fezallet a’nâkuhüm lehâ hâdi’în.

Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.

وَمَايَأْتِيهِممِّنذِكْرٍمِّنَٱلرَّحْمَـٰنِمُحْدَثٍإِلَّاكَانُواعَنْهُمُعْرِضِينَ٥
Vemâ ye'tîhim min zikrim mine-rrahmâni muhdesin illâ kânû ’anhü mü’ridîn.

Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

فَقَدْكَذَّبُوافَسَيَأْتِيهِمْأَنبَـٰٓؤُامَاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ٦
Fekad kezzebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.

أَوَلَمْيَرَوْاإِلَىٱلْأَرْضِكَمْأَنبَتْنَافِيهَامِنكُلِّزَوْجٍكَرِيمٍ٧
Evelem yerav ile-l'ardi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.

Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.

إِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًوَمَاكَانَأَكْثَرُهُممُّؤْمِنِينَ٨
İnne fî zâlike leâyeh. vemâ kâne ekseruhüm mü'minîn.

Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.

وَإِنَّرَبَّكَلَهُوَٱلْعَزِيزُٱلرَّحِيمُ٩
Veinne rabbeke lehüve-l’azîzü-rrahîm.

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

وَإِذْنَادَىٰرَبُّكَمُوسَىٰٓأَنِٱئْتِٱلْقَوْمَٱلظَّـٰلِمِينَ١٠
Veiz nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lkavme-zzâlimîn.

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

قَوْمَفِرْعَوْنَأَلَايَتَّقُونَ١١
Kavme fir’avn. elâ yettekûn.

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

قَالَرَبِّإِنِّىٓأَخَافُأَنيُكَذِّبُونِ١٢
Kâle rabbi innî ehâfü ey yükezzibûn.

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

وَيَضِيقُصَدْرِىوَلَايَنطَلِقُلِسَانِىفَأَرْسِلْإِلَىٰهَـٰرُونَ١٣
Veyedîku sadrî velâ yentaliku lisânî feersil ilâ hârûn.

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

وَلَهُمْعَلَىَّذَنبٌفَأَخَافُأَنيَقْتُلُونِ١٤
Velehüm ’aleyye zembün feehâfü ey yaktülûn.

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

قَالَكَلَّافَٱذْهَبَابِـَٔايَـٰتِنَآإِنَّامَعَكُممُّسْتَمِعُونَ١٥
Kâle kellâ. fezhebâ biâyâtinâ innâ me’aküm müstemi’ûn.

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

فَأْتِيَافِرْعَوْنَفَقُولَآإِنَّارَسُولُرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ١٦
Fe'tiyâ fir’avne fekûlâ innâ rasûlü rabbi-l’âlemîn.

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

أَنْأَرْسِلْمَعَنَابَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَ١٧
En ersil me’anâ benî isrâîl.

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

قَالَأَلَمْنُرَبِّكَفِينَاوَلِيدًاوَلَبِثْتَفِينَامِنْعُمُرِكَسِنِينَ١٨
Kâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiste fînâ min ’umürike sinîn.

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

وَفَعَلْتَفَعْلَتَكَٱلَّتِىفَعَلْتَوَأَنتَمِنَٱلْكَـٰفِرِينَ١٩
Vefe’alte fa’leteke-lletî fe’alte veente mine-lkâfirîn.

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

قَالَفَعَلْتُهَآإِذًاوَأَنَامِنَٱلضَّآلِّينَ٢٠
Kâle fe’altühâ izev veenâ mine-ddâllîn.

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay