Neml Suresi

93 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
طسٓتِلْكَءَايَـٰتُٱلْقُرْءَانِوَكِتَابٍمُّبِينٍ١
Tâ-sîn. tilke âyâtü-lkur'âni vekitâbim mübîn.

Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.

هُدًىوَبُشْرَىٰلِلْمُؤْمِنِينَ٢
Hüdev vebüşrâ lilmü'minîn.

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

ٱلَّذِينَيُقِيمُونَٱلصَّلَوٰةَوَيُؤْتُونَٱلزَّكَوٰةَوَهُمبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْيُوقِنُونَ٣
Ellezîne yükîmûne-ssalâte veyü'tûne-zzekâte vehüm bil'âhirati hüm yûkinûn.

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

إِنَّٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِزَيَّنَّالَهُمْأَعْمَـٰلَهُمْفَهُمْيَعْمَهُونَ٤
İnne-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati zeyyennâ lehüm a’mâlehüm fehüm ya’mehûn.

Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَلَهُمْسُوٓءُٱلْعَذَابِوَهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِهُمُٱلْأَخْسَرُونَ٥
Ülâike-llezîne lehüm sûü-l’azâbi vehüm fi-l'âhirati hümü-l'ahserûn.

Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.

وَإِنَّكَلَتُلَقَّىٱلْقُرْءَانَمِنلَّدُنْحَكِيمٍعَلِيمٍ٦
Veinneke letülekke-lkur'âne mil ledün hakîmin ’alîm.

Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.

إِذْقَالَمُوسَىٰلِأَهْلِهِٓإِنِّىٓءَانَسْتُنَارًاسَـَٔاتِيكُممِّنْهَابِخَبَرٍأَوْءَاتِيكُمبِشِهَابٍقَبَسٍلَّعَلَّكُمْتَصْطَلُونَ٧
İz kâle mûsâ liehlihî innî ânestü nârâ. seâtîküm minhâ bihaberin ev âtîküm bişihâbin kabesil le’alleküm tastalûn.

Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.

فَلَمَّاجَآءَهَانُودِىَأَنبُورِكَمَنفِىٱلنَّارِوَمَنْحَوْلَهَاوَسُبْحَـٰنَٱللَّهِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ٨
Felemmâ câehâ nûdiye em bûrike men fi-nnâri vemen havlehâ. vesübhâne-llâhi rabbi-l’âlemîn.

Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"

يَـٰمُوسَىٰٓإِنَّهُٓأَنَاٱللَّهُٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٩
Yâ mûsâ innehû ene-llâhü-l’azîzü-lhakîm.

"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"

وَأَلْقِعَصَاكَفَلَمَّارَءَاهَاتَهْتَزُّكَأَنَّهَاجَآنٌّوَلَّىٰمُدْبِرًاوَلَمْيُعَقِّبْيَـٰمُوسَىٰلَاتَخَفْإِنِّىلَايَخَافُلَدَىَّٱلْمُرْسَلُونَ١٠
Veelki ’asâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yü’akkib. yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfü ledeyye-lmürselûn.

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

إِلَّامَنظَلَمَثُمَّبَدَّلَحُسْنًابَعْدَسُوٓءٍفَإِنِّىغَفُورٌرَّحِيمٌ١١
İllâ men zaleme sümme beddele husnem ba’de sûin feinnî gafûrur rahîm.

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

وَأَدْخِلْيَدَكَفِىجَيْبِكَتَخْرُجْبَيْضَآءَمِنْغَيْرِسُوٓءٍفِىتِسْعِءَايَـٰتٍإِلَىٰفِرْعَوْنَوَقَوْمِهِٓإِنَّهُمْكَانُواقَوْمًافَـٰسِقِينَ١٢
Veedhil yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’i âyâtin ilâ fir’avne vekavmih. innehüm kânû kavmen fâsikîn.

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

فَلَمَّاجَآءَتْهُمْءَايَـٰتُنَامُبْصِرَةًقَالُواهَـٰذَاسِحْرٌمُّبِينٌ١٣
Felemmâ câethüm âyâtünâ mübsiraten kâlû hâzâ sihrum mübîn.

Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

وَجَحَدُوابِهَاوَٱسْتَيْقَنَتْهَآأَنفُسُهُمْظُلْمًاوَعُلُوًّافَٱنظُرْكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلْمُفْسِدِينَ١٤
Vecehadû bihâ vesteykanethâ enfüsühüm zulmev ve’ulüvvâ. fenzur keyfe kâne ’âkibetü-lmüfsidîn.

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

وَلَقَدْءَاتَيْنَادَاوُدَوَسُلَيْمَـٰنَعِلْمًاوَقَالَاٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىفَضَّلَنَاعَلَىٰكَثِيرٍمِّنْعِبَادِهِٱلْمُؤْمِنِينَ١٥
Velekad âteynâ dâvûde vesüleymâne ’ilmâ. vekâle-lhamdü lillâhi-llezî feddalenâ ’alâ kesîrim min ’ibâdihi-lmü'minîn.

And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.

وَوَرِثَسُلَيْمَـٰنُدَاوُدَوَقَالَيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُعُلِّمْنَامَنطِقَٱلطَّيْرِوَأُوتِينَامِنكُلِّشَىْءٍإِنَّهَـٰذَالَهُوَٱلْفَضْلُٱلْمُبِينُ١٦
Veverise süleymânü dâvûde vekâle yâ eyyühe-nnâsü ’ullimnâ mentika-ttayri veûtînâ min külli şey'. inne hâzâ lehüve-lfadlü-lmübîn.

Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.

وَحُشِرَلِسُلَيْمَـٰنَجُنُودُهُمِنَٱلْجِنِّوَٱلْإِنسِوَٱلطَّيْرِفَهُمْيُوزَعُونَ١٧
Vehuşira lisüleymâne cünûdühû mine-lcinni vel'insi vettayri fehüm yûza’ûn.

Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.

حَتَّىٰٓإِذَآأَتَوْاعَلَىٰوَادِٱلنَّمْلِقَالَتْنَمْلَةٌيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّمْلُٱدْخُلُوامَسَـٰكِنَكُمْلَايَحْطِمَنَّكُمْسُلَيْمَـٰنُوَجُنُودُهُوَهُمْلَايَشْعُرُونَ١٨
Hattâ izâ etev ’alâ vâdi-nnemli kâlet nemletüy yâ eyyühe-nnemlü-dhulû mesâkineküm. lâ yahtimenneküm süleymânü vecünûdühû vehüm lâ yeş’urûn.

Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.

فَتَبَسَّمَضَاحِكًامِّنقَوْلِهَاوَقَالَرَبِّأَوْزِعْنِىٓأَنْأَشْكُرَنِعْمَتَكَٱلَّتِىٓأَنْعَمْتَعَلَىَّوَعَلَىٰوَٰلِدَىَّوَأَنْأَعْمَلَصَـٰلِحًاتَرْضَىٰهُوَأَدْخِلْنِىبِرَحْمَتِكَفِىعِبَادِكَٱلصَّـٰلِحِينَ١٩
Fetebesseme dâhikem min kavlihâ vekâle rabbi evzi’nî en eşküra ni’meteke-lletî en’amte ’aleyye ve’alâ vâlideyye veen a’mele sâlihan terdâhü veedhilnî birahmetike fî ’ibâdike-ssâlihîn.

Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.

وَتَفَقَّدَٱلطَّيْرَفَقَالَمَالِىَلَآأَرَىٱلْهُدْهُدَأَمْكَانَمِنَٱلْغَآئِبِينَ٢٠
Vetefekkade-ttayra fekâle mâ liye lâ era-lhüdhüd. em kâne mine-lgâibîn.

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay