Kasas Suresi

88 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
طسٓمٓ١
Tâ-sîn-mîm.

Ta, Sin, Mim.

تِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِٱلْمُبِينِ٢
Tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.

نَتْلُواعَلَيْكَمِننَّبَإِمُوسَىٰوَفِرْعَوْنَبِٱلْحَقِّلِقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٣
Netlû ’aleyke min nebei mûsâ vefir’avne bilhakki likavmiy yü'minûn.

İnanan bir millet için, sana Musa ve Firavun olayını olduğu gibi anlatacağız.

إِنَّفِرْعَوْنَعَلَافِىٱلْأَرْضِوَجَعَلَأَهْلَهَاشِيَعًايَسْتَضْعِفُطَآئِفَةًمِّنْهُمْيُذَبِّحُأَبْنَآءَهُمْوَيَسْتَحْىِنِسَآءَهُمْإِنَّهُكَانَمِنَٱلْمُفْسِدِينَ٤
İnne fir’avne ’alâ fi-l'ardi vece’ale ehlehâ şiye’ay yestad’ifü tâifetem minhüm yüzebbihu ebnâehüm veyestahyî nisâehüm. innehû kâne mine-lmüfsidîn.

Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.

وَنُرِيدُأَننَّمُنَّعَلَىٱلَّذِينَٱسْتُضْعِفُوافِىٱلْأَرْضِوَنَجْعَلَهُمْأَئِمَّةًوَنَجْعَلَهُمُٱلْوَٰرِثِينَ٥
Venürîdü en nemünne ’ale-llezîne-stud’ifû fi-l'ardi venec’alehüm eimmetev venec’alehümü-lvârisîn.

Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.

وَنُمَكِّنَلَهُمْفِىٱلْأَرْضِوَنُرِىَفِرْعَوْنَوَهَـٰمَـٰنَوَجُنُودَهُمَامِنْهُممَّاكَانُوايَحْذَرُونَ٦
Venümekkine lehüm fi-l'ardi venüriye fir’avne vehâmâne vecünûdehümâ minhüm mâ kânû yahzerûn.

Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.

وَأَوْحَيْنَآإِلَىٰٓأُمِّمُوسَىٰٓأَنْأَرْضِعِيهِفَإِذَاخِفْتِعَلَيْهِفَأَلْقِيهِفِىٱلْيَمِّوَلَاتَخَافِىوَلَاتَحْزَنِىٓإِنَّارَآدُّوهُإِلَيْكِوَجَاعِلُوهُمِنَٱلْمُرْسَلِينَ٧
Veevhaynâ ilâ ümmi mûsâ en ardi’îh. feizâ hifti ’aleyhi feelkîhi fi-lyemmi velâ tehâfî velâ tahzenî. innâ râddûhü ileyki vecâ’ilûhü mine-lmürselîn.

Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına gelecekten korktuğun zaman onu suya bırak; korkma, üzülme; Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" diye bildirmiştik.

فَٱلْتَقَطَهُٓءَالُفِرْعَوْنَلِيَكُونَلَهُمْعَدُوًّاوَحَزَنًاإِنَّفِرْعَوْنَوَهَـٰمَـٰنَوَجُنُودَهُمَاكَانُواخَـٰطِـِٔينَ٨
Feltekatahû âlü fir’avne liyekûne lehüm ’adüvvev vehazenâ. inne fir’avne vehâmâne vecünûdehümâ kânû hâtiîn.

Firavun'un adamları onu almışlardı. Firavun, Haman ve askerleri, suçlu olduklarından, o onlara düşman ve başlarına da dert olacaktı.

وَقَالَتِٱمْرَأَتُفِرْعَوْنَقُرَّتُعَيْنٍلِّىوَلَكَلَاتَقْتُلُوهُعَسَىٰٓأَنيَنفَعَنَآأَوْنَتَّخِذَهُوَلَدًاوَهُمْلَايَشْعُرُونَ٩
Vekâleti-mraetü fir’avne kurratü ’aynil lî velek. lâ taktülûh. ’asâ ey yenfe’anâ ev nettehizehû veledev vehüm lâ yeş’urûn.

Firavun'un karısı: "Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz" dedi. Aslında işin farkında değillerdi.

وَأَصْبَحَفُؤَادُأُمِّمُوسَىٰفَـٰرِغًاإِنكَادَتْلَتُبْدِىبِهِلَوْلَآأَنرَّبَطْنَاعَلَىٰقَلْبِهَالِتَكُونَمِنَٱلْمُؤْمِنِينَ١٠
Veasbeha füâdü ümmi mûsâ fârigâ. in kâdet letübdî bihî levlâ er rabatnâ ’alâ kalbihâ litekûne mine-lmü'minîn.

Musa'nın annesi, gönlü bomboş sabahı etti, oğlundan başka bir şey düşünemiyordu. Allah'ın vaadine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.

وَقَالَتْلِأُخْتِهِقُصِّيهِفَبَصُرَتْبِهِعَنجُنُبٍوَهُمْلَايَشْعُرُونَ١١
Vekâlet liuhtihî kussîh. febesurat bihî ’an cünübiv vehüm lâ yeş’urûn.

Musa'nın ablasına: "Onu izle" dedi. O da, kimse farkına varmadan, Musa'yı uzaktan gözetledi.

وَحَرَّمْنَاعَلَيْهِٱلْمَرَاضِعَمِنقَبْلُفَقَالَتْهَلْأَدُلُّكُمْعَلَىٰٓأَهْلِبَيْتٍيَكْفُلُونَهُلَكُمْوَهُمْلَهُنَـٰصِحُونَ١٢
Veharramnâ ’aleyhi-lmerâdi’a min kablü fekâlet hel edüllüküm ’alâ ehli beytiy yekfülûnehû leküm vehüm lehû nâsihûn.

Önceden, süt annelerin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa'nın ablası: "Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?" dedi.

فَرَدَدْنَـٰهُإِلَىٰٓأُمِّهِكَىْتَقَرَّعَيْنُهَاوَلَاتَحْزَنَوَلِتَعْلَمَأَنَّوَعْدَٱللَّهِحَقٌّوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْلَايَعْلَمُونَ١٣
Feradednâhü ilâ ümmihî key tekarra ’aynühâ velâ tahzene velita’leme enne va’de-llâhi hakkuv velâkinne ekserahüm lâ ya’lemûn.

Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.

وَلَمَّابَلَغَأَشُدَّهُوَٱسْتَوَىٰٓءَاتَيْنَـٰهُحُكْمًاوَعِلْمًاوَكَذَٰلِكَنَجْزِىٱلْمُحْسِنِينَ١٤
Velemmâ belega eşüddehû vestevâ âteynâhü hukmev ve’ilmâ. vekezâlike neczi-lmuhsinîn.

Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

وَدَخَلَٱلْمَدِينَةَعَلَىٰحِينِغَفْلَةٍمِّنْأَهْلِهَافَوَجَدَفِيهَارَجُلَيْنِيَقْتَتِلَانِهَـٰذَامِنشِيعَتِهِوَهَـٰذَامِنْعَدُوِّهِفَٱسْتَغَـٰثَهُٱلَّذِىمِنشِيعَتِهِعَلَىٱلَّذِىمِنْعَدُوِّهِفَوَكَزَهُمُوسَىٰفَقَضَىٰعَلَيْهِقَالَهَـٰذَامِنْعَمَلِٱلشَّيْطَـٰنِإِنَّهُعَدُوٌّمُّضِلٌّمُّبِينٌ١٥
Vedehale-lmedînete ’alâ hîni gafletim min ehlihâ fevecede fîhâ racüleyni yaktetilân. hâzâ min şî’atihî vehâzâ min ’adüvvih. festegâsehü-llezî min şî’atihî ’ale-llezî min ’adüvvihî fevekezehû mûsâ fekadâ ’aleyh. kâle hâzâ min ’ameli-şşeytân. innehû ’adüvvüm müdillüm mübîn.

Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı döğüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. "Bu şeytanin işidir; çünkü o apaçık, saptıran bir düşmandır" dedi.

قَالَرَبِّإِنِّىظَلَمْتُنَفْسِىفَٱغْفِرْلِىفَغَفَرَلَهُٓإِنَّهُهُوَٱلْغَفُورُٱلرَّحِيمُ١٦
Kâle rabbi innî zalemtü nefsî fagfir lî fegafera leh. innehû hüve-lgafûru-rrahîm.

Musa: "Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.

قَالَرَبِّبِمَآأَنْعَمْتَعَلَىَّفَلَنْأَكُونَظَهِيرًالِّلْمُجْرِمِينَ١٧
Kâle rabbi bimâ en’amte ’aleyye felen ekûne zahîral lilmücrimîn.

Musa: "Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım" dedi.

فَأَصْبَحَفِىٱلْمَدِينَةِخَآئِفًايَتَرَقَّبُفَإِذَاٱلَّذِىٱسْتَنصَرَهُبِٱلْأَمْسِيَسْتَصْرِخُهُقَالَلَهُمُوسَىٰٓإِنَّكَلَغَوِىٌّمُّبِينٌ١٨
Feasbeha fi-lmedîneti hâifey yeterakkabü feize-llezi-stensarahû bil'emsi yestasrihuh. kâle lehû mûsâ inneke legaviyyüm mübîn.

Şehirde, korku içinde etrafı gözetip dolaşarak sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: "Doğrusu sen besbelli bir azgınsın" dedi.

فَلَمَّآأَنْأَرَادَأَنيَبْطِشَبِٱلَّذِىهُوَعَدُوٌّلَّهُمَاقَالَيَـٰمُوسَىٰٓأَتُرِيدُأَنتَقْتُلَنِىكَمَاقَتَلْتَنَفْسًابِٱلْأَمْسِإِنتُرِيدُإِلَّآأَنتَكُونَجَبَّارًافِىٱلْأَرْضِوَمَاتُرِيدُأَنتَكُونَمِنَٱلْمُصْلِحِينَ١٩
Felemmâ en erâde ey yebtişe billezî hüve ’adüvvül lehümâ kâle yâ mûsâ etürîdü en taktülenî kemâ katelte nefsem bil'ems. in türîdü illâ en tekûne cebbâran fi-l'ardi vemâ türîdü en tekûne mine-lmuslihîn.

Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden olmak değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun" dedi.

وَجَآءَرَجُلٌمِّنْأَقْصَاٱلْمَدِينَةِيَسْعَىٰقَالَيَـٰمُوسَىٰٓإِنَّٱلْمَلَأَيَأْتَمِرُونَبِكَلِيَقْتُلُوكَفَٱخْرُجْإِنِّىلَكَمِنَٱلنَّـٰصِحِينَ٢٠
Vecâe racülüm min akse-lmedîneti yes’â. kâle yâ mûsâ inne-lmelee ye'temirûne bike liyaktülûke fahruc innî leke mine-nnâsihîn.

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi: "Ey Musa! İleri gelenler, seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen uzaklaş. Doğrusu ben sana öğüt veriyorum" dedi.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay