Fussilet Suresi

54 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
حمٓ١
Hâ-mîm.

Ha, Mim.

تَنزِيلٌمِّنَٱلرَّحْمَـٰنِٱلرَّحِيمِ٢
Tenzîlüm mine-rrahmâni-rrahîm.

Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

كِتَـٰبٌفُصِّلَتْءَايَـٰتُهُقُرْءَانًاعَرَبِيًّالِّقَوْمٍيَعْلَمُونَ٣
Kitâbün füssilet âyâtühû kur'ânen ’arabiyyel likavmiy ya’lemûn.

Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

بَشِيرًاوَنَذِيرًافَأَعْرَضَأَكْثَرُهُمْفَهُمْلَايَسْمَعُونَ٤
Beşîrav venezîrâ. fea’rada ekseruhüm fehüm lâ yesme’ûn.

Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

وَقَالُواقُلُوبُنَافِىٓأَكِنَّةٍمِّمَّاتَدْعُونَآإِلَيْهِوَفِىٓءَاذَانِنَاوَقْرٌوَمِنبَيْنِنَاوَبَيْنِكَحِجَابٌفَٱعْمَلْإِنَّنَاعَـٰمِلُونَ٥
Vekâlû kulûbünâ fî ekinnetim mimmâ ted’ûnâ ileyhi vefî âzâninâ vakruv vemim beyninâ vebeynike hicâbün fa’mel innenâ ’âmilûn.

Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

قُلْإِنَّمَآأَنَابَشَرٌمِّثْلُكُمْيُوحَىٰٓإِلَىَّأَنَّمَآإِلَـٰهُكُمْإِلَـٰهٌوَٰحِدٌفَٱسْتَقِيمُوٓاإِلَيْهِوَٱسْتَغْفِرُوهُوَوَيْلٌلِّلْمُشْرِكِينَ٦
Kul innemâ ene beşerum mislüküm yûhâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâhidün festekîmû ileyhi vestagfirûh. veveylül lilmüşrikîn.

Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"

ٱلَّذِينَلَايُؤْتُونَٱلزَّكَوٰةَوَهُمبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْكَـٰفِرُونَ٧
Ellezîne lâ yü'tûne-zzekâte vehüm bil'âhirati hüm kâfirûn.

Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَهُمْأَجْرٌغَيْرُمَمْنُونٍ٨
İnne-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lehüm ecrun gayru memnûn.

Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.

قُلْأَئِنَّكُمْلَتَكْفُرُونَبِٱلَّذِىخَلَقَٱلْأَرْضَفِىيَوْمَيْنِوَتَجْعَلُونَلَهُٓأَندَادًاذَٰلِكَرَبُّٱلْعَـٰلَمِينَ٩
Kul einneküm letekfürûne billezî haleka-l'arda fî yevmeyni vetec’alûne lehû endâdâ. zâlike rabbü-l’âlemîn.

"Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.

وَجَعَلَفِيهَارَوَٰسِىَمِنفَوْقِهَاوَبَـٰرَكَفِيهَاوَقَدَّرَفِيهَآأَقْوَٰتَهَافِىٓأَرْبَعَةِأَيَّامٍسَوَآءًلِّلسَّآئِلِينَ١٠
Vece’ale fîhâ ravâsiye min fevkihâ vebârake fîhâ vekaddera fîhâ akvâtehâ fî erbe’ati eyyâm. sevâel lissâilîn.

Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).

ثُمَّٱسْتَوَىٰٓإِلَىٱلسَّمَآءِوَهِىَدُخَانٌفَقَالَلَهَاوَلِلْأَرْضِٱئْتِيَاطَوْعًاأَوْكَرْهًاقَالَتَآأَتَيْنَاطَآئِعِينَ١١
Sümme-stevâ ile-ssemâi vehiye dühânün fekâle lehâ velil'ardi-'tiyâ tav’an ev kerhâ. kâletâ eteynâ tâi’în.

Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.

فَقَضَىٰهُنَّسَبْعَسَمَـٰوَاتٍفِىيَوْمَيْنِوَأَوْحَىٰفِىكُلِّسَمَآءٍأَمْرَهَاوَزَيَّنَّاٱلسَّمَآءَٱلدُّنْيَابِمَصَـٰبِيحَوَحِفْظًاذَٰلِكَتَقْدِيرُٱلْعَزِيزِٱلْعَلِيمِ١٢
Fekadâhünne seb’a semâvâtin fî yevmeyni veevhâ fî külli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimesâbîh. vehifzâ. zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm.

Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.

فَإِنْأَعْرَضُوافَقُلْأَنذَرْتُكُمْصَـٰعِقَةًمِّثْلَصَـٰعِقَةِعَادٍوَثَمُودَ١٣
Fein a’radû fekul enzertüküm sâ’ikatem misle sâ’ikati ’âdiv vesemûd.

Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."

إِذْجَآءَتْهُمُٱلرُّسُلُمِنبَيْنِأَيْدِيهِمْوَمِنْخَلْفِهِمْأَلَّاتَعْبُدُوٓاإِلَّاٱللَّهَقَالُوالَوْشَآءَرَبُّنَالَأَنزَلَمَلَـٰٓئِكَةًفَإِنَّابِمَآأُرْسِلْتُمبِهِكَـٰفِرُونَ١٤
İz câethümü-rrusülü mim beyni eydîhim vemin halfihim ellâ ta’büdû ille-llâh. kâlû lev şâe rabbünâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.

Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.

فَأَمَّاعَادٌفَٱسْتَكْبَرُوافِىٱلْأَرْضِبِغَيْرِٱلْحَقِّوَقَالُوامَنْأَشَدُّمِنَّاقُوَّةًأَوَلَمْيَرَوْاأَنَّٱللَّهَٱلَّذِىخَلَقَهُمْهُوَأَشَدُّمِنْهُمْقُوَّةًوَكَانُوابِـَٔايَـٰتِنَايَجْحَدُونَ١٥
Feemmâ ’âdün festekberû fi-l'ardi bigayri-lhakki vekâlû men eşeddü minnâ kuvveh. evelem yerav enne-llâhe-llezî halekahüm hüve eşeddü minhüm kuvveh. vekânû biâyâtinâ yechadûn.

Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.

فَأَرْسَلْنَاعَلَيْهِمْرِيحًاصَرْصَرًافِىٓأَيَّامٍنَّحِسَاتٍلِّنُذِيقَهُمْعَذَابَٱلْخِزْىِفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَلَعَذَابُٱلْـَٔاخِرَةِأَخْزَىٰوَهُمْلَايُنصَرُونَ١٦
Feerselnâ ’aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nehisâtil linüzîkahüm ’azâbe-lhizyi fi-lhayâti-ddünyâ. vele’azâbü-l'âhirati ahzâ vehüm lâ yünsarûn.

Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.

وَأَمَّاثَمُودُفَهَدَيْنَـٰهُمْفَٱسْتَحَبُّواٱلْعَمَىٰعَلَىٱلْهُدَىٰفَأَخَذَتْهُمْصَـٰعِقَةُٱلْعَذَابِٱلْهُونِبِمَاكَانُوايَكْسِبُونَ١٧
Veemmâ semûdü fehedeynâhüm festehabbü-l’amâ ’ale-lhüdâ feehazethüm sâ’ikatü-l’azâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.

Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.

وَنَجَّيْنَاٱلَّذِينَءَامَنُواوَكَانُوايَتَّقُونَ١٨
Venecceyne-llezîne âmenû vekânû yettekûn.

İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.

وَيَوْمَيُحْشَرُأَعْدَآءُٱللَّهِإِلَىٱلنَّارِفَهُمْيُوزَعُونَ١٩
Veyevme yuhşeru a’dâü-llâhi ile-nnâri fehüm yûza’ûn.

Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.

حَتَّىٰٓإِذَامَاجَآءُوهَاشَهِدَعَلَيْهِمْسَمْعُهُمْوَأَبْصَـٰرُهُمْوَجُلُودُهُمبِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٢٠
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide ’aleyhim sem’uhüm veebsâruhüm vecülûdühüm bimâ kânû ya’melûn.

Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay