Şûrâ Suresi

53 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
حمٓ١
Hâ-mîm.

Ha, Mim.

عٓسٓقٓ٢
’ayn-sîn-kâf.

Ayn, Sin, Kaf,

كَذَٰلِكَيُوحِىٓإِلَيْكَوَإِلَىٱلَّذِينَمِنقَبْلِكَٱللَّهُٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٣
Kezâlike yûhî ileyke veile-llezîne min kablike-llâhü-l’azîzü-lhakîm.

Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.

لَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَلِىُّٱلْعَظِيمُ٤
Lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehüve-l’aliyyü-l’azîm.

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.

تَكَادُٱلسَّمَـٰوَٰتُيَتَفَطَّرْنَمِنفَوْقِهِنَّوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيُسَبِّحُونَبِحَمْدِرَبِّهِمْوَيَسْتَغْفِرُونَلِمَنفِىٱلْأَرْضِأَلَآإِنَّٱللَّهَهُوَٱلْغَفُورُٱلرَّحِيمُ٥
Tekâdü-ssemâvâtü yetefettarne min fevkihinne velmelâiketü yüsebbihûne bihamdi rabbihim veyestagfirûne limen fi-l'ard. elâ inne-llâhe hüve-lgafûru-rrahîm.

Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.

وَٱلَّذِينَٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓأَوْلِيَآءَٱللَّهُحَفِيظٌعَلَيْهِمْوَمَآأَنتَعَلَيْهِمبِوَكِيلٍ٦
Vellezîne-ttehazû min dûnihî evliyâe-llâhü hafîzun ’aleyhim. vemâ ente ’aleyhim bivekîl.

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.

وَكَذَٰلِكَأَوْحَيْنَآإِلَيْكَقُرْءَانًاعَرَبِيًّالِّتُنذِرَأُمَّٱلْقُرَىٰوَمَنْحَوْلَهَاوَتُنذِرَيَوْمَٱلْجَمْعِلَارَيْبَفِيهِفَرِيقٌفِىٱلْجَنَّةِوَفَرِيقٌفِىٱلسَّعِيرِ٧
Vekezâlike evhaynâ ileyke kur'ânen ’arabiyyel litünzira ümme-lkurâ vemen havlehâ vetünzira yevme-lcem’i lâ raybe fîh. ferîkun fi-lcenneti veferîkun fi-sse’îr.

Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.

وَلَوْشَآءَٱللَّهُلَجَعَلَهُمْأُمَّةًوَٰحِدَةًوَلَـٰكِنيُدْخِلُمَنيَشَآءُفِىرَحْمَتِهِوَٱلظَّـٰلِمُونَمَالَهُممِّنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ٨
Velev şâe-llâhü lece’alehüm ümmetev vâhidetev velâkiy yüdhilü mey yeşâü fî rahmetih. vezzâlimûne mâ lehüm miv veliyyiv velâ nesîr.

Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.

أَمِٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓأَوْلِيَآءَفَٱللَّهُهُوَٱلْوَلِىُّوَهُوَيُحْىِٱلْمَوْتَىٰوَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٩
Emi-ttehazû min dûnihî evliyâ'. fellâhü hüve-lveliyyü vehüve yuhyi-lmevtâ. vehüve ’alâ külli şey'in kadîr.

Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.

وَمَاٱخْتَلَفْتُمْفِيهِمِنشَىْءٍفَحُكْمُهُٓإِلَىٱللَّهِذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبِّىعَلَيْهِتَوَكَّلْتُوَإِلَيْهِأُنِيبُ١٠
Veme-hteleftüm fîhi min şey'in fehukmühû ile-llâh. zâlikümü-llâhü rabbî ’aleyhi tevekkelt. veileyhi ünîb.

Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)

فَاطِرُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِجَعَلَلَكُممِّنْأَنفُسِكُمْأَزْوَٰجًاوَمِنَٱلْأَنْعَـٰمِأَزْوَٰجًايَذْرَؤُكُمْفِيهِلَيْسَكَمِثْلِهِشَىْءٌوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْبَصِيرُ١١
Fâtiru-ssemâvâti vel'ard. ce’ale leküm min enfüsiküm ezvâcev vemine-l'en’âmi ezvâcâ. yezraüküm fîh. leyse kemislihî şey'. vehüve-ssemî’u-lbesîr.

Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

لَهُمَقَالِيدُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُوَيَقْدِرُإِنَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ١٢
Lehû mekâlîdü-ssemâvâti vel'ard. yebsütu-rrizka limey yeşâü veyakdir. innehû bikülli şey'in ’alîm.

Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.

شَرَعَلَكُممِّنَٱلدِّينِمَاوَصَّىٰبِهِنُوحًاوَٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَوَمَاوَصَّيْنَابِهِٓإِبْرَٰهِيمَوَمُوسَىٰوَعِيسَىٰٓأَنْأَقِيمُواٱلدِّينَوَلَاتَتَفَرَّقُوافِيهِكَبُرَعَلَىٱلْمُشْرِكِينَمَاتَدْعُوهُمْإِلَيْهِٱللَّهُيَجْتَبِىٓإِلَيْهِمَنيَشَآءُوَيَهْدِىٓإِلَيْهِمَنيُنِيبُ١٣
Şera’a leküm mine-ddîni mâ vessâ bihî nûhav vellezî evhaynâ ileyke vemâ vessaynâ bihî ibrâhîme vemûsâ ve’îsâ en ekîmü-ddîne velâ teteferrakû fîh. kebüra ’ale-lmüşrikîne mâ ted’ûhüm ileyh. allâhü yectebî ileyhi mey yeşâü veyehdî ileyhi mey yünîb.

Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

وَمَاتَفَرَّقُوٓاإِلَّامِنبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْعِلْمُبَغْيًابَيْنَهُمْوَلَوْلَاكَلِمَةٌسَبَقَتْمِنرَّبِّكَإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىلَّقُضِىَبَيْنَهُمْوَإِنَّٱلَّذِينَأُورِثُواٱلْكِتَـٰبَمِنبَعْدِهِمْلَفِىشَكٍّمِّنْهُمُرِيبٍ١٤
Vemâ teferrakû illâ mim ba’di mâ câehümü-l’ilmü bagyem beynehüm. velevlâ kelimetün sebekat mir rabbike ilâ ecelim müsemmel lekudiye beynehüm. veinne-llezîne ûrisü-lkitâbe mim ba’dihim lefî şekkim minhü mürîbün.

Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.

فَلِذَٰلِكَفَٱدْعُوَٱسْتَقِمْكَمَآأُمِرْتَوَلَاتَتَّبِعْأَهْوَآءَهُمْوَقُلْءَامَنتُبِمَآأَنزَلَٱللَّهُمِنكِتَـٰبٍوَأُمِرْتُلِأَعْدِلَبَيْنَكُمُٱللَّهُرَبُّنَاوَرَبُّكُمْلَنَآأَعْمَـٰلُنَاوَلَكُمْأَعْمَـٰلُكُمْلَاحُجَّةَبَيْنَنَاوَبَيْنَكُمُٱللَّهُيَجْمَعُبَيْنَنَاوَإِلَيْهِٱلْمَصِيرُ١٥
Felizâlike fed’u. vestekim kemâ ümirt. velâ tettebi’ ehvâehüm. vekul âmentü bimâ enzele-llâhü min kitâb. veümirtü lia’dile beyneküm. allâhü rabbünâ verabbüküm. lenâ a’mâlünâ veleküm a’mâlüküm. lâ huccete beynenâ vebeyneküm. allâhü yecme’u beynenâ. veileyhi-lmesîr.

Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."

وَٱلَّذِينَيُحَآجُّونَفِىٱللَّهِمِنبَعْدِمَاٱسْتُجِيبَلَهُحُجَّتُهُمْدَاحِضَةٌعِندَرَبِّهِمْوَعَلَيْهِمْغَضَبٌوَلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌ١٦
Vellezîne yühâccûne fi-llâhi mim ba’di me-stücîbe lehû huccetühüm dâhidatün ’inde rabbihim ve’aleyhim gadabüv velehüm ’azâbün şedîd.

Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.

ٱللَّهُٱلَّذِىٓأَنزَلَٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّوَٱلْمِيزَانَوَمَايُدْرِيكَلَعَلَّٱلسَّاعَةَقَرِيبٌ١٧
Allâhü-llezî enzele-lkitâbe bilhakki velmîzân. vemâ yüdrîke le’alle-ssâ’ate karîb.

Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.

يَسْتَعْجِلُبِهَاٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِهَاوَٱلَّذِينَءَامَنُوامُشْفِقُونَمِنْهَاوَيَعْلَمُونَأَنَّهَاٱلْحَقُّأَلَآإِنَّٱلَّذِينَيُمَارُونَفِىٱلسَّاعَةِلَفِىضَلَـٰلٍبَعِيدٍ١٨
Yesta’cilü bihe-llezîne lâ yü'minûne bihâ. vellezîne âmenû müşfikûne minhâ veya’lemûne ennehe-lhakk. elâ inne-llezîne yümârûne fi-ssâ’ati lefî dalâlim be’îd.

O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.

ٱللَّهُلَطِيفٌبِعِبَادِهِيَرْزُقُمَنيَشَآءُوَهُوَٱلْقَوِىُّٱلْعَزِيزُ١٩
Allâhü letîfüm bi’ibâdihî yerzüku mey yeşâ'. vehüve-lkaviyyü-l’azîz.

Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.

مَنكَانَيُرِيدُحَرْثَٱلْـَٔاخِرَةِنَزِدْلَهُفِىحَرْثِهِوَمَنكَانَيُرِيدُحَرْثَٱلدُّنْيَانُؤْتِهِمِنْهَاوَمَالَهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِمِننَّصِيبٍ٢٠
Men kâne yürîdü harse-l'âhirati nezid lehû fî harsih. vemen kâne yürîdü harse-ddünyâ nü'tihî minhâ vemâ lehû fi-l'âhirati min nesîb.

Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay