Mü'min Suresi

85 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
حمٓ١
Hâ-mîm.

Ha, Mim.

تَنزِيلُٱلْكِتَـٰبِمِنَٱللَّهِٱلْعَزِيزِٱلْعَلِيمِ٢
Tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l’azîzi-l’alîm.

Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah katındandır.

غَافِرِٱلذَّنبِوَقَابِلِٱلتَّوْبِشَدِيدِٱلْعِقَابِذِىٱلطَّوْلِلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَإِلَيْهِٱلْمَصِيرُ٣
Gâfiri-zzembi vekâbili-ttevbi şedîdi-l’ikâbi zi-ttavl. lâ ilâhe illâ hû. ileyhi-lmesîr.

O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O'ndan başka tanrı yoktur, dönüş O'nadır.

مَايُجَـٰدِلُفِىٓءَايَـٰتِٱللَّهِإِلَّاٱلَّذِينَكَفَرُوافَلَايَغْرُرْكَتَقَلُّبُهُمْفِىٱلْبِلَـٰدِ٤
Mâ yücâdilü fî âyâti-llâhi ille-llezîne keferû felâ yagrurke tekallübühüm fi-lbilâd.

Allah'ın ayetleri üzerinde, inkar edenlerden başkası tartışmaya girişmez. İnkarcıların memlekette gezip dolaşması seni aldatmasın.

كَذَّبَتْقَبْلَهُمْقَوْمُنُوحٍوَٱلْأَحْزَابُمِنبَعْدِهِمْوَهَمَّتْكُلُّأُمَّةٍبِرَسُولِهِمْلِيَأْخُذُوهُوَجَـٰدَلُوابِٱلْبَـٰطِلِلِيُدْحِضُوابِهِٱلْحَقَّفَأَخَذْتُهُمْفَكَيْفَكَانَعِقَابِ٥
Kezzebet kablehüm kavmü nûhiv vel'ahzâbü mim ba’dihim. vehemmet küllü ümmetim birasûlihim liye'huzûhü vecâdelû bilbâtili liyüdhidû bihi-lhakka feehaztühüm. fekeyfe kâne ’ikâb.

Onlardan önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?

وَكَذَٰلِكَحَقَّتْكَلِمَتُرَبِّكَعَلَىٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَنَّهُمْأَصْحَـٰبُٱلنَّارِ٦
Vekezâlike hakkat kelimetü rabbike ’ale-llezîne keferû ennehüm ashâbü-nnâr.

İnkar edenlerin cehennemlik olduklarına dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.

ٱلَّذِينَيَحْمِلُونَٱلْعَرْشَوَمَنْحَوْلَهُيُسَبِّحُونَبِحَمْدِرَبِّهِمْوَيُؤْمِنُونَبِهِوَيَسْتَغْفِرُونَلِلَّذِينَءَامَنُوارَبَّنَاوَسِعْتَكُلَّشَىْءٍرَّحْمَةًوَعِلْمًافَٱغْفِرْلِلَّذِينَتَابُواوَٱتَّبَعُواسَبِيلَكَوَقِهِمْعَذَابَٱلْجَحِيمِ٧
Ellezîne yahmilûne-l’arşe vemen havlehû yüsebbihûne bihamdi rabbihim veyü'minûne bihî veyestagfirûne lillezîne âmenû. rabbenâ vesi’te külle şey'ir rahmetev ve’ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebe’û sebîleke vekihim ’azâbe-lcehîm.

Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O'na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.

رَبَّنَاوَأَدْخِلْهُمْجَنَّـٰتِعَدْنٍٱلَّتِىوَعَدتَّهُمْوَمَنصَلَحَمِنْءَابَآئِهِمْوَأَزْوَٰجِهِمْوَذُرِّيَّـٰتِهِمْإِنَّكَأَنتَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٨
Rabbenâ veedhilhüm cennâti ’adnini-lletî ve’attehüm vemen saleha min âbâihim veezvâcihim vezürriyyâtihim. inneke ente-l’azîzü-lhakîm.

"Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin"

وَقِهِمُٱلسَّيِّـَٔاتِوَمَنتَقِٱلسَّيِّـَٔاتِيَوْمَئِذٍفَقَدْرَحِمْتَهُوَذَٰلِكَهُوَٱلْفَوْزُٱلْعَظِيمُ٩
Vekihimü-sseyyiât. vemen teki-sseyyiâti yevmeizin fekad rahimteh. vezâlike hüve-lfevzü-l’azîm.

"Onları kötülüklerden koru! O gün kötülüklerden kimi korursan, ona şüphesiz rahmet etmiş olursun. Bu büyük kurtuluştur."

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوايُنَادَوْنَلَمَقْتُٱللَّهِأَكْبَرُمِنمَّقْتِكُمْأَنفُسَكُمْإِذْتُدْعَوْنَإِلَىٱلْإِيمَـٰنِفَتَكْفُرُونَ١٠
İnne-llezîne keferû yünâdevne lemaktü-llâhi ekberu mim maktiküm enfüseküm iz tüd’avne ile-l'îmâni fetekfürûn.

Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir.

قَالُوارَبَّنَآأَمَتَّنَاٱثْنَتَيْنِوَأَحْيَيْتَنَاٱثْنَتَيْنِفَٱعْتَرَفْنَابِذُنُوبِنَافَهَلْإِلَىٰخُرُوجٍمِّنسَبِيلٍ١١
Kâlû rabbenâ emettene-sneteyni veahyeytene-sneteyni fa’terafnâ bizünûbinâ fehel ilâ hurûcim min sebîl.

Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?" derler.

ذَٰلِكُمبِأَنَّهُٓإِذَادُعِىَٱللَّهُوَحْدَهُكَفَرْتُمْوَإِنيُشْرَكْبِهِتُؤْمِنُوافَٱلْحُكْمُلِلَّهِٱلْعَلِىِّٱلْكَبِيرِ١٢
Zâliküm biennehû izâ dü’iye-llâhü vahdehû kefertüm. veiy yüşrak bihî tü'minû. felhukmü lillâhi-l’aliyyi-lkebîr.

Onlara: "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkar ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, yüce Allah'ındır" denir.

هُوَٱلَّذِىيُرِيكُمْءَايَـٰتِهِوَيُنَزِّلُلَكُممِّنَٱلسَّمَآءِرِزْقًاوَمَايَتَذَكَّرُإِلَّامَنيُنِيبُ١٣
Hüve-llezî yürîküm âyâtihî veyünezzilü leküm mine-ssemâi rizkâ. vemâ yetezekkeru illâ mey yünîb.

Size mucizelerini gösteren, size gökten rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.

فَٱدْعُواٱللَّهَمُخْلِصِينَلَهُٱلدِّينَوَلَوْكَرِهَٱلْكَـٰفِرُونَ١٤
Fed’ü-llâhe muhlisîne lehü-ddîne velev kerihe-lkâfirûn.

Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.

رَفِيعُٱلدَّرَجَـٰتِذُوٱلْعَرْشِيُلْقِىٱلرُّوحَمِنْأَمْرِهِعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِلِيُنذِرَيَوْمَٱلتَّلَاقِ١٥
Rafî’u-dderacâti zü-l’arş. yülki-rrûha min emrihî ’alâ mey yeşâü min ’ibâdihî liyünzira yevme-ttelâk.

Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir.

يَوْمَهُمبَـٰرِزُونَلَايَخْفَىٰعَلَىٱللَّهِمِنْهُمْشَىْءٌلِّمَنِٱلْمُلْكُٱلْيَوْمَلِلَّهِٱلْوَٰحِدِٱلْقَهَّارِ١٦
Yevme hüm bârizûn. lâ yahfâ ’ale-llâhi minhüm şey'ün. limeni-lmülkü-lyevm. lillâhi-lvâhidi-lkahhâr.

O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir; hepsi: "Gücü herşeye yeten tek Allah'ındır" derler.

ٱلْيَوْمَتُجْزَىٰكُلُّنَفْسٍبِمَاكَسَبَتْلَاظُلْمَٱلْيَوْمَإِنَّٱللَّهَسَرِيعُٱلْحِسَابِ١٧
Elyevme tüczâ küllü nefsim bimâ kesebet. lâ zulme-lyevm. inne-llâhe serî’u-lhisâb.

Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.

وَأَنذِرْهُمْيَوْمَٱلْـَٔازِفَةِإِذِٱلْقُلُوبُلَدَىٱلْحَنَاجِرِكَـٰظِمِينَمَالِلظَّـٰلِمِينَمِنْحَمِيمٍوَلَاشَفِيعٍيُطَاعُ١٨
Veenzirhüm yevme-l'âzifeti izi-lkulûbü lede-lhanâciri kâzimîn. mâ lizzâlimîne min hamîmiv velâ şefî’iy yütâ’.

Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.

يَعْلَمُخَآئِنَةَٱلْأَعْيُنِوَمَاتُخْفِىٱلصُّدُورُ١٩
Ya’lemü hâinete-l'a’yüni vemâ tuhfi-ssudûr.

Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir.

وَٱللَّهُيَقْضِىبِٱلْحَقِّوَٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِهِلَايَقْضُونَبِشَىْءٍإِنَّٱللَّهَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْبَصِيرُ٢٠
Vellâhü yakdî bilhakk. vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yakdûne bişey'. inne-llâhe hüve-ssemî’u-lbesîr.

Allah, gerçekle hükmeder. O'nu bırakıp da yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay