Yâsîn Suresi

83 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يسٓ١
Yâ-sîn.

Ya, Sin.

وَٱلْقُرْءَانِٱلْحَكِيمِ٢
Velkur'âni-lhakîm.

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

إِنَّكَلَمِنَٱلْمُرْسَلِينَ٣
İnneke lemine-lmürselîn.

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

عَلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٤
’alâ sirâtim müstekîm.

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

تَنزِيلَٱلْعَزِيزِٱلرَّحِيمِ٥
Tenzîle-l’azîzi-rrahîm.

Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

لِتُنذِرَقَوْمًامَّآأُنذِرَءَابَآؤُهُمْفَهُمْغَـٰفِلُونَ٦
Litünzira kavmem mâ ünzira âbâühüm fehüm gâfilûn.

Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

لَقَدْحَقَّٱلْقَوْلُعَلَىٰٓأَكْثَرِهِمْفَهُمْلَايُؤْمِنُونَ٧
Lekad hakka-lkavlü ’alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn.

And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.

إِنَّاجَعَلْنَافِىٓأَعْنَـٰقِهِمْأَغْلَـٰلًافَهِىَإِلَىٱلْأَذْقَانِفَهُممُّقْمَحُونَ٨
İnnâ ce’alnâ fî a’nâkihim aglâlen fehiye ile-l'ezkâni fehüm mukmehûn.

Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.

وَجَعَلْنَامِنبَيْنِأَيْدِيهِمْسَدًّاوَمِنْخَلْفِهِمْسَدًّافَأَغْشَيْنَـٰهُمْفَهُمْلَايُبْصِرُونَ٩
Vece’alnâ mim beyni eydîhim seddev vemin halfihim sedden feagşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn.

Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.

وَسَوَآءٌعَلَيْهِمْءَأَنذَرْتَهُمْأَمْلَمْتُنذِرْهُمْلَايُؤْمِنُونَ١٠
Vesevâün ’aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn.

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

إِنَّمَاتُنذِرُمَنِٱتَّبَعَٱلذِّكْرَوَخَشِىَٱلرَّحْمَـٰنَبِٱلْغَيْبِفَبَشِّرْهُبِمَغْفِرَةٍوَأَجْرٍكَرِيمٍ١١
İnnemâ tünziru meni-ttebe’a-zzikra vehaşiye-rrahmâne bilgayb. febeşşirhü bimagfirativ veecrin kerîm.

Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.

إِنَّانَحْنُنُحْىِٱلْمَوْتَىٰوَنَكْتُبُمَاقَدَّمُواوَءَاثَـٰرَهُمْوَكُلَّشَىْءٍأَحْصَيْنَـٰهُفِىٓإِمَامٍمُّبِينٍ١٢
İnnâ nahnü nuhyi-lmevtâ venektübü mâ kaddemû veâsârahüm. vekülle şey'in ahsaynâhü fî imâmim mübîn.

Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.

وَٱضْرِبْلَهُممَّثَلًاأَصْحَـٰبَٱلْقَرْيَةِإِذْجَآءَهَاٱلْمُرْسَلُونَ١٣
Vadrib lehüm meselen ashâbe-lkaryeh. iz câehe-lmürselûn.

İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:

إِذْأَرْسَلْنَآإِلَيْهِمُٱثْنَيْنِفَكَذَّبُوهُمَافَعَزَّزْنَابِثَالِثٍفَقَالُوٓاإِنَّآإِلَيْكُممُّرْسَلُونَ١٤
İz erselnâ ileyhimü-sneyni fekezzebûhümâ fe’azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn.

Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.

قَالُوامَآأَنتُمْإِلَّابَشَرٌمِّثْلُنَاوَمَآأَنزَلَٱلرَّحْمَـٰنُمِنشَىْءٍإِنْأَنتُمْإِلَّاتَكْذِبُونَ١٥
Kâlû mâ entüm illâ beşerum mislünâ vemâ enzele-rrahmânü min şey'in in entüm illâ tekzibûn.

"Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.

قَالُوارَبُّنَايَعْلَمُإِنَّآإِلَيْكُمْلَمُرْسَلُونَ١٦
Kâlû rabbünâ ya’lemü innâ ileyküm lemürselûn.

Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

وَمَاعَلَيْنَآإِلَّاٱلْبَلَـٰغُٱلْمُبِينُ١٧
Vemâ ’aleynâ ille-lbelâgu-lmübîn.

Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

قَالُوٓاإِنَّاتَطَيَّرْنَابِكُمْلَئِنلَّمْتَنتَهُوالَنَرْجُمَنَّكُمْوَلَيَمَسَّنَّكُممِّنَّاعَذَابٌأَلِيمٌ١٨
Kâlû innâ tetayyernâ biküm. leil lem tentehû lenercümenneküm veleyemessenneküm minnâ ’azâbün elîm.

"Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.

قَالُواطَـٰٓئِرُكُممَّعَكُمْأَئِنذُكِّرْتُمبَلْأَنتُمْقَوْمٌمُّسْرِفُونَ١٩
Kâlû tâiruküm me’aküm. ein zükkirtüm. bel entüm kavmüm müsrifûn.

Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.

وَجَآءَمِنْأَقْصَاٱلْمَدِينَةِرَجُلٌيَسْعَىٰقَالَيَـٰقَوْمِٱتَّبِعُواٱلْمُرْسَلِينَ٢٠
Vecâe min akse-lmedîneti racülüy yes’â kâle yâ kavmi-ttebi’ü-lmürselîn.

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay